Hermes Kitap sitesine gitmek için tıklayınız.

Ölümsüz Kont Sa­int Ger­ma­in

Ekim 3, 2006

stgerm[1].jpgGi­zem­le­rin a­da­mı;Bilinmeyen bir gizem örgütünün dünya temsilcisi;
Öyle bir adam düşünün ki, yüzyıllardır yaşıyor olsun, 300 yıl boyunca Avrupa Sarayları´nda tanınsın ve el üstünde tutulsun. Büyücü, simyacı, kaşif, milyarder, tıp adamı ve inanılmaz bir müzisyen; hatta Çaykovski onun bestelerini çalmıştı. İşte Kont St. Germain buydu ama böyle biri gerçekten yaşadı mı?

 Kaynaklar bunu kesinlikle gösteriyor. Kimdi bu garip adam? Gi­zem­le­rin a­da­mı; Fran­cis Ba­con, Va­len­ti­ne An­dre­s, The Po­lish Ri­der (Po­lon­ya­lı Sü­va­ri), Prin­ce Ra­koczy, Sin­yor Gu­al­di, Kont Sa­int Ger­ma­in gi­bi i­sim­le­rin yanısıra, İn­gil­te­re Kral­lı­ğı’nın ger­çek va­ri­si Fran­cis Tu­dor ol­du­ğu­nu ve ger­çek so­yu­nu sak­la­mak i­çin kul­lan­dı. Bacon-Shakeaspeare ve Kont St. Germain üçlüsü tek kişi miydi?

Kont St. Germain´ın tüm ge­le­nek­sel bi­yog­ra­fi ya­zar­la­rı­nı şa­şır­tan bir yaşamı vardır; ya­zı­lan en sem­pa­tik ki­tap “The Com­te de St. Ger­ma­in-Kral­la­rın Sır­rı”dır. Ya­za­rı i­se din­bi­lim­ci I.Co­o­per O­ak­ley’dir. Ki­tap­ta, Kont St. Germain bir ka­dı­nın gö­züy­le anlatılır. Kont´un gi­ze­mi tarihçi Ben­tick Van Rho­on’un şa­şır­tıcı not­la­rın­dan ya­rar­la­nı­la­rak an­la­tıl­mış. 18 Ni­san 1760 ta­rih­li not­larda şöy­le yazıyor: “O­nun kim ol­du­ğu­nu kim­se bil­mi­yor­du. İn­gil­te­re gi­bi bir ül­ke­de bu tu­haf­lık be­ni şa­şırt­maz­dı çün­kü bu gi­ze­mi çö­ze­cek bir istihbarat ör­gü­tü yok­tu, fa­kat be­ni a­sıl şa­şır­tan Fran­sa gi­bi bir ül­ke­de bi­le sır­rın çö­zü­le­me­me­siy­di.” An­drew Lang’ın, “ Ta­rih­sel Gi­zem­ler” ad­lı ki­ta­bına bir göz atalım; “Res­mi dö­kü­man­lar­da o­nun i­zi­ne rast­la­ma­dım a­ma bir yer­ler­de böy­le bel­ge­ler ol­du­ğu söy­le­ni­yor. Kont, 18. Yüzyıl´da­ki bir çok bi­yog­ra­fi ya­za­rı­nın e­le ge­çir­mek is­te­di­ği bir kişilikti. Ama gü­ve­ni­lir dev­let dö­kü­man­la­rın­da on­unla ilgili bir i­ze rast­la­mak için şansınıza güveniyorsanız, bu­nun bü­yük bir ha­ta ol­du­ğu­nu an­lar­sı­nız” Fransa İmparatoru III.Na­po­le­on da Kont Sa­int Ger­ma­in’in sır­la­rı­nı me­rak et­miş­ti. Kü­tüp­ha­ne­ci­le­rin­e,18. Yüzyıl son­la­rıy­la il­gi­li ar­şiv ve dö­kü­man­la­rı a­raş­tı­rıp top­la­ma­sı­nı emretti. Sonunda, ko­ca bir dos­ya­yı dol­du­ra­çak ka­dar bel­ge top­lan­mış­tı. Fa­kat Fran­sa-P­rus­ya sa­va­şın­da ve halk a­yak­lan­ma­sın­da toplanan bel­ge­le­rin bu­lun­du­ğu bi­na yan­dı. Yazar Mag­re, “Ma­gi’nin Dö­nü­şü” ad­lı ki­ta­bın­da; “Bu yi­ne ka­za o­la­rak ni­te­le­nen bir i­la­hi a­da­let ör­ne­ği çün­kü dün­ya­da ba­zı şey­ler gi­zli kal­ma­lı” di­yordu

Elli yıl sonra, yine 45 yaşındaydı…

Gus­tav Bert­hold Volz’un 19 ve 20. Yüzyılla­r´ı in­ce­le­yen yol gös­te­ri­ci a­raş­tır­ma­sın­dan son­ra, Kont Sa­int Ger­ma­in, “7 yıl sa­vaş­la­rı­nın Ta­rih­çe­si” ad­lı ki­tap­ta 18. Yüzyıl’ın en gi­zem­li a­da­mı o­la­rak ni­te­len­di­ri­li­yor­. Gril­lot de Givry’nin “Ca­dı­lık, Bü­yü ve Sim­ya” ad­lı ki­ta­bın­da söy­le­di­ği gi­bi Mrs Co­o­per O­ak­ley, Kont Sa­int Ger­ma­in’in ha­la ha­yat­ta ol­du­ğu­nu id­di­a e­di­yor ve bu id­di­a­sı­nı ka­nıt­la­ya­cak bel­ge­le­ri a­rı­yor. Fran­sız U­lu­sal Ka­yıt O­fi­si, Ya­ban­cı O­lay­la­rı A­raş­tı­rma Fran­sız O­fi­si, Ber­lin’de­ki Al­man Sa­ray Ar­şi­vi, Vi­ya­na Saray ve Dev­let Ar­şi­vi ve Ko­pen­hag Dev­let Ar­şi­vi, Co­o­per O­ak­ley’in iz sür­dü­ğü me­kan­lar. Genel bilgilere göre, Kont Sa­int Ger­ma­in, do­ğu­mu ve kö­ke­ni yü­zün­den ken­di­ni sak­la­mak zo­run­da kal­mış­tı. Tran­sil­van­ya pren­si Ra­koczy’nin en bü­yük oğ­lu ol­du­ğu id­di­a­la­rı var­dır. Pa­ris’te “Sa­int Ger­ma­in”, Lon­dra’da “Ka­ra Ha­ç Mar­ki­si”, Uber­gen’de “Kont Sur­mo­unt”, İ­tal­ya’da “Kont Bel­la­mo­re”, Ve­ne­dik’te “Mont­fer­rat Mar­ki­si”, Piz­za’da “Scho­e­ning Şo­val­yesi”, Ce­no­va’da “Ge­ne­ral Sol­ti­kov” ve Mu­ren­berg’de Rus Hü­kü­me­ti ta­ra­fın­dan ve­ri­len o­nur pa­ye­si­ni ta­şı­yan “Ba­şa­rı­lı Ge­ne­ral” onun bilinen bazı kişilikleriydi. Rus Sa­va­şı’nda as­ker­le­re ver­di­ği bir i­çe­cek yüzünden içeceğe “Sa­int Ger­ma­in Ça­yı” a­dı verildi, çayın adı, i­le­ri­de “Rus Ça­yı” o­la­cak­tı. Bu bit­ki­sel ka­rı­şım her der­de de­va bir i­çe­cek­ti. Kont Sa­int Ger­ma­in, ba­zen­ de Ra­koczy a­dı­nın harf­le­riy­le oy­na­ya­rak “Tza­ragy” a­dı­nı kul­la­nı­yor­du. Bu da kul­lan­dı­ğı bir­çok i­sim­den bi­riy­di. Sa­int Ger­ma­in Kontu, ilk kez 1710’da Ve­ne­dik’te gö­rül­dü. Da­ha son­ra Fran­sız Se­fi­re­si Ma­dam de Gergy o­nu 45 yaş­la­rın­da bir a­dam o­la­rak ta­nı­dı ve 50 yıl son­ra Pa­ris’te kar­şı­laş­tık­la­rın­da san­ki hiç yaş­lan­ma­mış gi­biy­di. San­ki Sa­int Ger­ma­in Kontu’nun oğ­luy­du. Ma­dam de Gergy’e gö­re genç­li­ği­nin se­be­bi kul­lan­dı­ğı bit­ki­sel bir genç­lik ik­si­riy­di. İlk kar­şı­laş­ma­la­rın­da bu ik­sir­den o­na da ver­miş­ti. A­şa­ğı­da gö­re­ce­ği­niz gi­bi Ma­dam de Gergy de genç­li­ği­ni ko­ru­muş ol­du. Kont Sa­int Ger­ma­in ilk kez gö­rül­dü­ğü Ve­ne­dik’ten dön­dü­ğün­de o­nu kim­se bil­mi­yor­du. A­ma Jen­ning’in “Ro­sic­ru­ci­ans-Gül Haç, A­yin­le­ri ve Gi­zem­le­ri” ad­lı ki­ta­bın­da o­nun­la il­gi­li atıflar vardır. Bu­ra­da Kont Sa­int Ger­ma­in’e çok ben­zer bir ki­şi­nin ta­ri­fi var­dı. Verilen ta­ri­h ilk gö­rül­dü­ğü yıl­dan 23 yıl ön­cesiydi ya­ni, yıl 1687´i­di. Bu ki­şi Sin­yor Gu­al­di a­dı­nı kul­la­nı­yor­du, yıllar sonra i­şi ve uy­ru­ğu araştırıldığında şeh­ri çoktan terk et­miş­ti, tıp­kı Sa­int Ger­ma­in Kontu gi­bi. Gualdi, bir sa­nat uzmanıydı ve seç­kin par­ça­lar­dan o­lu­şan bir kol­ek­si­yo­nu var­dı. Manly Hall ve yan­daş­la­rı bu tu­haf “Sin­yor”un Kont Sa­int Ger­ma­in ol­ma­sın­dan kuş­ku­la­nı­yor­lar­dı. Baş­ka bir yer­de “Po­lish Ri­der” a­dıy­la ta­nı­nan ki­şi i­çin­ de ay­nı i­zi sü­re­bi­li­riz. Bu kaynakta iddia edildiğine göre, 1624’te ünlü bilge Fran­cis Ba­con o­la­rak res­men öl­dük­ten 46 yıl son­ra 1670’te, Ab­be Mon­fa­u­con de Vil­lars’a Gül-Haçlar´ı (Masonların ve okültistlerin ünlü gizem örgütü) an­la­tan ba­zı not­lar ver­miş­ti. Bu not­lar “Com­te de Ga­ba­lis” baş­lı­ğıy­la ba­sıl­dı. An­cak bir da­hi onun özgün ya­zı sti­li­ni tak­lit e­de­bi­lir­di. A­ma bu çok zor bir ih­ti­mal ol­du­ğu­na gö­re bu ki­şi Kont Sa­int Ger­ma­in ol­ma­lıy­dı.

Her taşın altında o vardı;İn­gil­te­re´deki özel mü­ze­sin­de ken­di el ya­zı­sıy­la yazılmış bir mek­tup vardır. Mek­tup o­nun 22 ka­sım 1735’te Ha­u­ge Mo­rin’de Ba­ron von Gle­ic­hen’in sek­re­ter­li­ği­ni yap­mış ol­du­ğu­nu ve Hol­lan­da’da 1739’da kar­şı­laş­tık­la­rı­nı is­pat­lı­yor. 9 A­ra­lık 1745’te Ho­ra­ce Wal­po­le i­sim­li bir ki­şi Kont Sa­int Ger­ma­in’le ko­nu­şur­ken o­nun i­ki yıl­dır Lon­dra’da ol­du­ğu­nu söy­le­di­ği­ni an­la­tı­yor. Bu ta­rih Char­les Ed­ward a­yak­lan­ma­sı­na rast­lı­yor ve St. Ger­ma­in Kontu ol­du­ğu­na i­na­nı­lan genç bir is­yan­cı, bir sü­re şüp­he al­tın­da kal­dı ve tu­tuk­lan­dı. A­ma da­ha son­ra ma­sum ol­du­ğu an­la­şıl­dı. Bu o­lay­la il­gi­li o­la­rak Wal­po­le, bir mek­tup­ta şöy­le ya­zı­yor: “Ge­çen gün tu­haf bir a­da­mı tu­tuk­la­dı­lar. Kont St. Ger­ma­in a­dın­da bi­ri­siy­di. İ­ki yıl­dır bu­ra­lar­da, hiçbir za­man a­dı­nı ya­ da ne­re­li ol­du­ğu­nu söy­le­mi­yor. A­ma bi­li­nen bir şey var­sa, ger­çek is­mi­nin Kont St. Ger­ma­in ol­ma­dı­ğı­. Çok i­yi şar­kı söy­lü­yor, i­na­nıl­maz bir şe­kil­de ke­man ça­lı­yor, bes­teler ya­pı­yor ve onun çıl­gın biri ol­du­ğu dü­şü­nü­lü­yor. As­lın­da çok du­yar­lı ve has­sas. İn­gil­te­re Pren­si bi­le o­nu me­rak e­di­yor ama çok ki­bir­li bi­ri.” İn­gil­te­re’de St. Ger­ma­in, ün­lü ya­zar Bul­wer Lytton i­le ar­ka­daş­tı. Ya­za­rın bir Ro­sic­ru­ci­an ol­du­ğu dü­şü­nü­lü­yor­du. Ün­lü ki­ta­bı “Za­za­ni” nin baş ka­rak­te­ri Kont St. Ger­ma­in’di. Ki­tap­ta bu gi­zem­li a­dam bir Ro­sic­ru­ci­an ve sim­ya­cı o­la­rak ni­te­len­di­ri­li­yor­du. Ay­rı­ca giz­li bir ya­şam sür­dü­ğü de be­lir­til­miş­ti. Kont St. Ger­ma­in’nin ken­di be­yan­la­rın­dan 1745 yı­lın­da i­ki kez Hin­dis­tan’da bu­lun­du­ğu­nu an­lı­yo­ruz ve 1773’te ya­zıl­mış di­ğer mek­tup­lar­dan an­la­şı­lı­yor ki; 1755’te tek­rar Hin­dis­tan’da bulunmuş. Aynı mek­tup­ta bir de oğ­lu ol­du­ğun­dan bah­se­di­yor. Ço­cu­ğun Ba­con’un oğ­lu ol­du­ğu ve A­me­ri­ka’nın ko­lo­ni­leş­me­sin­de (Vir­ginia Eyaleti´nin ilk yıl­la­rın­da) bü­yük rol oy­na­dı­ğı tah­min e­di­li­yor. Bu ko­nu­da daha bir­çok söy­len­ti var. Hat­ta Kont St. Ger­ma­in’in bu o­lay­lar­dan son­ra Hi­ma­la­ya’la­ra çe­kil­di­ği id­di­a­sı da var. Din­len­mek i­çin dü­zen­li o­la­rak gel­di­ği Hi­ma­la­ya’lar­da yo­ga i­le il­gi­len­di­ği ve yo­ga ya­par­ken gö­rül­dü­ğü söy­le­ni­yor. 18 Yüzyıl bo­yun­ca ne­re­den gel­di­ği, kim ol­du­ğu ve so­yu tüm Av­ru­pa’da merak edildi. Gi­zem­le­rin a­da­mı hak­kın­da E. M. But­ter’in yaz­dı­ğı “Ma­gi Ef­sa­ne­si” ad­lı ki­tap­ta şöy­le yazıyor; “Böy­le dik­kat çe­ki­ci bir şah­si­ye­tin ta­nın­mak­tan kaç­ma­sı bir mey­dan o­ku­ma­dır. Çağ­daş bil­gi­ler­le bi­le u­la­şı­la­ma­yan bir kim­lik as­lın­da hü­küm­süz de­mek­tir. St. Ger­ma­in, Ra­koczy ol­du­ğu­nu söy­le­di­ğin­de de bu do­ğa ku­ra­lın­dan ya­rar­lan­mış­tır. Gün doğ­ma­dan ön­ce gi­ze­mi­ni de­rin­leş­tir­di. Ço­cuk­lu­ğu­nu a­lev­li renk­ler­le tas­vir di­yor. Ken­di­ni i­na­nıl­maz bir man­za­ra i­çin­de be­tim­li­yor. Çok gü­zel bir ha­va­da şa­ha­ne bah­çe­ler­de do­laş­tı­ğı­nı, Fas’ta Gra­na­da kral­lı­ğı­nın tek ger­çek va­ri­siy­miş gibi an­la­tı­yor. Kont St. Ger­ma­in, öğ­ret­me­nine çık­tı­ğı bir ge­zi­de ba­şın­da­ki taçla bir da­ha hiç gö­re­me­ye­ce­ği an­ne­si­ni son kez gör­dü­ğü­nü ve e­lin­de bir bi­le­zik ol­du­ğu­nu an­lat­mış­tı. Ka­nıt­la­mak i­çin­ de an­ne­si­nin giy­si­sin­den bir par­ça ge­tir­miş­ti. (YA­ZA­RIN NO­TU: Kra­li­yet so­yun­dan gel­di­ği­ni ka­nıt­la­mak i­çin Kra­li­çe I. E­li­za­beth’in oğ­lu ol­du­ğu­nu söy­lü­yor, “bir da­ha hiç gö­re­me­ye­ce­ği an­ne” bu­nu sim­ge­li­yor. Da­ha son­ra Lady Ba­con o­nu ken­di oğ­lu gi­bi ye­tiş­tir­miş. Kı­sa­ca ken­di­ni kral­lı­ğın son va­ri­si o­la­rak ta­nım­la­mış a­ma ül­ke­nin a­dı­nı ver­me­miş.) Genç ya­şın­da Av­ru­pa’nın bü­yük kıs­mı­nı do­laş­mış­tı, Hin­dis­tan’da, İ­ran’da, Tür­ki­ye’de, Ja­pon­ya’da ve Çin’de bu­lun­du­ğu­nu id­di­a et­miş­ti. Ge­zi­le­ri­nin a­dı­nı ver­me­di­ği bir ya­zar ta­ra­fın­dan ka­le­me a­lın­dı­ğı­nı da söylüyordu. O­na i­nan­mıyoruz ama ger­çek­ten bu ül­ke­ler hak­kın­da öy­le de­tay­lar an­la­tı­yor ki, her­kes şa­şı­rı­yor­. O­nun güç­lü ve et­ki­li bir lider ol­du­ğu­na inanılıyor. Çün­kü, bir­çok fark­lı ör­güt kur­muş, Bo­u­il­lon Dü­kü’ne Pa­ris’te i­ki yü­zü aş­kın in­sa­nın Dük’ün baş­kan­lı­ğın­da bir grup­ta top­la­na­ca­ğı­nı söy­le­di. Pa­ris’te 1785’te ya­pı­la­cak Ma­son Kon­fe­ran­sı’na da ka­tı­la­ca­ğı­nı söy­le­di. Ama bu ö­lü­mün­den bir yıl son­ray­dı ve Kont toplantıya geldi”İn­gil­te­re´deki özel mü­ze­sin­de ken­di el ya­zı­sıy­la yazılmış bir mek­tup vardır. Mek­tup o­nun 22 ka­sım 1735’te Ha­u­ge Mo­rin’de Ba­ron von Gle­ic­hen’in sek­re­ter­li­ği­ni yap­mış ol­du­ğu­nu ve Hol­lan­da’da 1739’da kar­şı­laş­tık­la­rı­nı is­pat­lı­yor. 9 A­ra­lık 1745’te Ho­ra­ce Wal­po­le i­sim­li bir ki­şi Kont Sa­int Ger­ma­in’le ko­nu­şur­ken o­nun i­ki yıl­dır Lon­dra’da ol­du­ğu­nu söy­le­di­ği­ni an­la­tı­yor. Bu ta­rih Char­les Ed­ward a­yak­lan­ma­sı­na rast­lı­yor ve St. Ger­ma­in Kontu ol­du­ğu­na i­na­nı­lan genç bir is­yan­cı, bir sü­re şüp­he al­tın­da kal­dı ve tu­tuk­lan­dı. A­ma da­ha son­ra ma­sum ol­du­ğu an­la­şıl­dı. Bu o­lay­la il­gi­li o­la­rak Wal­po­le, bir mek­tup­ta şöy­le ya­zı­yor: “Ge­çen gün tu­haf bir a­da­mı tu­tuk­la­dı­lar. Kont St. Ger­ma­in a­dın­da bi­ri­siy­di. İ­ki yıl­dır bu­ra­lar­da, hiçbir za­man a­dı­nı ya­ da ne­re­li ol­du­ğu­nu söy­le­mi­yor. A­ma bi­li­nen bir şey var­sa, ger­çek is­mi­nin Kont St. Ger­ma­in ol­ma­dı­ğı­. Çok i­yi şar­kı söy­lü­yor, i­na­nıl­maz bir şe­kil­de ke­man ça­lı­yor, bes­teler ya­pı­yor ve onun çıl­gın biri ol­du­ğu dü­şü­nü­lü­yor. As­lın­da çok du­yar­lı ve has­sas. İn­gil­te­re Pren­si bi­le o­nu me­rak e­di­yor ama çok ki­bir­li bi­ri.” İn­gil­te­re’de St. Ger­ma­in, ün­lü ya­zar Bul­wer Lytton i­le ar­ka­daş­tı. Ya­za­rın bir Ro­sic­ru­ci­an ol­du­ğu dü­şü­nü­lü­yor­du. Ün­lü ki­ta­bı “Za­za­ni” nin baş ka­rak­te­ri Kont St. Ger­ma­in’di. Ki­tap­ta bu gi­zem­li a­dam bir Ro­sic­ru­ci­an ve sim­ya­cı o­la­rak ni­te­len­di­ri­li­yor­du. Ay­rı­ca giz­li bir ya­şam sür­dü­ğü de be­lir­til­miş­ti. Kont St. Ger­ma­in’nin ken­di be­yan­la­rın­dan 1745 yı­lın­da i­ki kez Hin­dis­tan’da bu­lun­du­ğu­nu an­lı­yo­ruz ve 1773’te ya­zıl­mış di­ğer mek­tup­lar­dan an­la­şı­lı­yor ki; 1755’te tek­rar Hin­dis­tan’da bulunmuş. Aynı mek­tup­ta bir de oğ­lu ol­du­ğun­dan bah­se­di­yor. Ço­cu­ğun Ba­con’un oğ­lu ol­du­ğu ve A­me­ri­ka’nın ko­lo­ni­leş­me­sin­de (Vir­ginia Eyaleti´nin ilk yıl­la­rın­da) bü­yük rol oy­na­dı­ğı tah­min e­di­li­yor. Bu ko­nu­da daha bir­çok söy­len­ti var. Hat­ta Kont St. Ger­ma­in’in bu o­lay­lar­dan son­ra Hi­ma­la­ya’la­ra çe­kil­di­ği id­di­a­sı da var. Din­len­mek i­çin dü­zen­li o­la­rak gel­di­ği Hi­ma­la­ya’lar­da yo­ga i­le il­gi­len­di­ği ve yo­ga ya­par­ken gö­rül­dü­ğü söy­le­ni­yor. 18 Yüzyıl bo­yun­ca ne­re­den gel­di­ği, kim ol­du­ğu ve so­yu tüm Av­ru­pa’da merak edildi. Gi­zem­le­rin a­da­mı hak­kın­da E. M. But­ter’in yaz­dı­ğı “Ma­gi Ef­sa­ne­si” ad­lı ki­tap­ta şöy­le yazıyor; “Böy­le dik­kat çe­ki­ci bir şah­si­ye­tin ta­nın­mak­tan kaç­ma­sı bir mey­dan o­ku­ma­dır. Çağ­daş bil­gi­ler­le bi­le u­la­şı­la­ma­yan bir kim­lik as­lın­da hü­küm­süz de­mek­tir. St. Ger­ma­in, Ra­koczy ol­du­ğu­nu söy­le­di­ğin­de de bu do­ğa ku­ra­lın­dan ya­rar­lan­mış­tır. Gün doğ­ma­dan ön­ce gi­ze­mi­ni de­rin­leş­tir­di. Ço­cuk­lu­ğu­nu a­lev­li renk­ler­le tas­vir di­yor. Ken­di­ni i­na­nıl­maz bir man­za­ra i­çin­de be­tim­li­yor. Çok gü­zel bir ha­va­da şa­ha­ne bah­çe­ler­de do­laş­tı­ğı­nı, Fas’ta Gra­na­da kral­lı­ğı­nın tek ger­çek va­ri­siy­miş gibi an­la­tı­yor. Kont St. Ger­ma­in, öğ­ret­me­nine çık­tı­ğı bir ge­zi­de ba­şın­da­ki taçla bir da­ha hiç gö­re­me­ye­ce­ği an­ne­si­ni son kez gör­dü­ğü­nü ve e­lin­de bir bi­le­zik ol­du­ğu­nu an­lat­mış­tı. Ka­nıt­la­mak i­çin­ de an­ne­si­nin giy­si­sin­den bir par­ça ge­tir­miş­ti. (YA­ZA­RIN NO­TU: Kra­li­yet so­yun­dan gel­di­ği­ni ka­nıt­la­mak i­çin Kra­li­çe I. E­li­za­beth’in oğ­lu ol­du­ğu­nu söy­lü­yor, “bir da­ha hiç gö­re­me­ye­ce­ği an­ne” bu­nu sim­ge­li­yor. Da­ha son­ra Lady Ba­con o­nu ken­di oğ­lu gi­bi ye­tiş­tir­miş. Kı­sa­ca ken­di­ni kral­lı­ğın son va­ri­si o­la­rak ta­nım­la­mış a­ma ül­ke­nin a­dı­nı ver­me­miş.) Genç ya­şın­da Av­ru­pa’nın bü­yük kıs­mı­nı do­laş­mış­tı, Hin­dis­tan’da, İ­ran’da, Tür­ki­ye’de, Ja­pon­ya’da ve Çin’de bu­lun­du­ğu­nu id­di­a et­miş­ti. Ge­zi­le­ri­nin a­dı­nı ver­me­di­ği bir ya­zar ta­ra­fın­dan ka­le­me a­lın­dı­ğı­nı da söylüyordu. O­na i­nan­mıyoruz ama ger­çek­ten bu ül­ke­ler hak­kın­da öy­le de­tay­lar an­la­tı­yor ki, her­kes şa­şı­rı­yor­. O­nun güç­lü ve et­ki­li bir lider ol­du­ğu­na inanılıyor. Çün­kü, bir­çok fark­lı ör­güt kur­muş, Bo­u­il­lon Dü­kü’ne Pa­ris’te i­ki yü­zü aş­kın in­sa­nın Dük’ün baş­kan­lı­ğın­da bir grup­ta top­la­na­ca­ğı­nı söy­le­di. Pa­ris’te 1785’te ya­pı­la­cak Ma­son Kon­fe­ran­sı’na da ka­tı­la­ca­ğı­nı söy­le­di. Ama bu ö­lü­mün­den bir yıl son­ray­dı ve Kont toplantıya geldi”Garip güçlere sahipti…Tüm 18 Yüzyıl bo­yun­ca St. Ger­ma­in Kontu, Av­ru­pa’da ve Do­ğu’da bir­çok ül­ke­de daima saraylarda ve kralların, imparatorların, sultanların çevresinde görüldü. Bü­yük Çar Pe­ter’ın hü­küm sür­dü­ğü za­man­lar­da Rus­ya’day­dı ve ismen sözü ediliyordu. 1737’den 1742’ye ka­dar İ­ran Şa­hı’nın o­nur ko­nu­ğuy­du. İ­ran’dan Fran­sa’ya ve Cal­cut­ta’dan Ro­ma’ya ka­dar her­ yer­de kra­li­yet çev­re­sin­de say­gın bi­ri o­la­rak ta­nı­nı­yor­du. Wal­po­le’nin o­na 1745’te, Lon­dra’da, Cli­ve’nin i­se o­na 1756’da Hin­dis­tan’da rast­la­dı­ğın­dan bah­set­miş­tik. Ma­dam D’Ad­he­mar o­nun 1789’da Pa­ris’te ol­du­ğu­nu id­di­a e­di­yor­du. Bu ta­rih o­nun öl­dü­ğü zan­ne­di­len ta­rih­ten 5 yıl son­rasıydı. Bunlar yetmiyormuş gibi, bir çok in­san Kont Sa­int Ger­ma­in’i 19 ve 20. Yüzyıllar´da gör­dü­ğü­nü de be­lir­ti­yordu. Av­ru­pa soy­lu­la­rı­nın çok ya­kın­dan ta­nı­dı­ğı bir ki­şiy­di ve çeşitli ülkelerdeki ö­nem­li in­san­la­rın ar­ka­da­şıy­dı. Bü­yük Fre­de­rick, Vol­ta­i­re, Ma­dam de Pom­pa­do­ur, Je­an Jacques Rous­se­a­u ve Chat­ham o­nun ar­ka­daş­la­rıydılar. Hep­si­ni şah­sen ta­nı­yor­du ve hep­si ondan söz ettiler ve a­da­mın gi­ze­mi­ni me­rak edi­yor­lar­dı. U­na Birch, St. Ger­ma­in’in ha­ya­tı­nı ko­nu a­lan “19. Yüz­yıl”ad­lı ki­ta­bın­da şöy­le di­yor: “Lon­dra’da bir Ja­co­bi­te a­ja­nı, St. Pe­ters­burg’da bir su­i­kast­çı, Pa­ris’te sim­ya­cı ve sa­nat eks­pe­ri, Napoli’de bir Rus ge­ne­ra­li, Ver­sa­il­les’te mü­zis­yen o­la­rak kar­şı­mı­za çı­kı­yor. Bunların tümü Kont St. Germain´di, Bü­yük Fre­de­rick’in Ber­lin’de­ki kü­tüp­ha­ne­sin­den öğreniyoruz ki, İl­lu­mi­nist­ler­le bağ­lan­tı kur­arak, Ren neh­ri­ne ya­kın yer­ler­de ör­güt top­lan­tı­ları yapıyordu.” 1757’de St. Ger­ma­in, Pa­ris’te gö­rül­dü ve da­ha son­ra Kra­li­ye­t tarafından ka­bul e­dil­di. Bir­çok in­san o­nun ga­rip güç­le­re sa­hip ol­ma­sına ve dur­ma­dan kı­lık de­ğiş­tir­me­sine şa­şı­rı­yor­du. Butt­ler, bu ko­nu­da şöy­le ya­zı­yor: “Kont, par­lak bir ko­nuş­ma­cı ve a­raş­tır­ma­cıy­dı. Çok faz­la se­ya­hat et­miş, çok o­ku­muş, çok bil­gi­li ve ne­zih bi­riy­di. Mü­kem­mel bir kişiliği vardı; a­lay­cı ve so­fis­ti­ke bir tarzı vardı; i­yi bir ü­ne ve gü­ce sa­hip­ti ve bun­la­rı ken­di­ne de­ğer ve­ril­sin di­ye yap­mı­yor­du. Üç yıl bo­yun­ca ken­di­ni sak­la­ya­rak entrikacılardan ve kıskançlıklardan ko­run­ma­yı ba­şar­dı. Kur­naz­lı­ğı ve Ma­dam de Pom­pa­do­ur’un lü­t­fuy­la Kra­l´ın nez­din­de itibarı tamdı. Doğal et­ki­ gücüyle ve i­nan­dı­rı­cıyla za­fer­ler ka­za­nı­yor­du. 15. Lo­u­is’in kı­rıl­mış el­mas­la­rın­dan bi­ri­ni, boz­ma­dan es­ki­sin­den üç kat da­ha de­ğer­li bir el­ma­sa dö­nüş­tür­dü. St. Ger­ma­in Kontu´nun bir bü­yü­cü ol­duğu çok söylenir. A­ma bu iddia asla kanıtlanamadı ve St. Ger­ma­in’in ba­şa­rı­ları sır o­la­rak kal­dı, hala da öyle. 15. Lo­u­is za­ma­nı­nı özel bir la­bo­ra­tu­ar­da geçirerek St. Ger­ma­in’in sır­rı­nı çöz­me­ye ça­lı­ştığı anlatılır. Birçok yeni buluşun ardında onun bulunduğu söyleniyordu, çok büyük bir para gücüne her zaman sahipti, her­kes i­şin için­de bü­yük pa­ra­lar dön­dü­ğü­nü bi­li­yor­ ve ona hemen ka­nı­yordu. Bir­çok mu­cit ve ka­şif­i Cham­bord Sa­ra­yı´na ata­dı. Böy­le­ce Kraliyet´e gelir sağ­ladı. Kral, ona tapıyordu ama Kont St. Germain resmi bir kişiliğe asla sahip olmadı. Saray çevreleri ondan nefret ediyorlar ama vazgeçemiyorlardı çünkü muhakkak birinin bir derdine o çare bulmuştu veya buluyordu.

İn­gil­te­re´deki özel mü­ze­sin­de ken­di el ya­zı­sıy­la yazılmış bir mek­tup vardır. Mek­tup o­nun 22 ka­sım 1735’te Ha­u­ge Mo­rin’de Ba­ron von Gle­ic­hen’in sek­re­ter­li­ği­ni yap­mış ol­du­ğu­nu ve Hol­lan­da’da 1739’da kar­şı­laş­tık­la­rı­nı is­pat­lı­yor. 9 A­ra­lık 1745’te Ho­ra­ce Wal­po­le i­sim­li bir ki­şi Kont Sa­int Ger­ma­in’le ko­nu­şur­ken o­nun i­ki yıl­dır Lon­dra’da ol­du­ğu­nu söy­le­di­ği­ni an­la­tı­yor. Bu ta­rih Char­les Ed­ward a­yak­lan­ma­sı­na rast­lı­yor ve St. Ger­ma­in Kontu ol­du­ğu­na i­na­nı­lan genç bir is­yan­cı, bir sü­re şüp­he al­tın­da kal­dı ve tu­tuk­lan­dı. A­ma da­ha son­ra ma­sum ol­du­ğu an­la­şıl­dı. Bu o­lay­la il­gi­li o­la­rak Wal­po­le, bir mek­tup­ta şöy­le ya­zı­yor: “Ge­çen gün tu­haf bir a­da­mı tu­tuk­la­dı­lar. Kont St. Ger­ma­in a­dın­da bi­ri­siy­di. İ­ki yıl­dır bu­ra­lar­da, hiçbir za­man a­dı­nı ya­ da ne­re­li ol­du­ğu­nu söy­le­mi­yor. A­ma bi­li­nen bir şey var­sa, ger­çek is­mi­nin Kont St. Ger­ma­in ol­ma­dı­ğı­. Çok i­yi şar­kı söy­lü­yor, i­na­nıl­maz bir şe­kil­de ke­man ça­lı­yor, bes­teler ya­pı­yor ve onun çıl­gın biri ol­du­ğu dü­şü­nü­lü­yor. As­lın­da çok du­yar­lı ve has­sas. İn­gil­te­re Pren­si bi­le o­nu me­rak e­di­yor ama çok ki­bir­li bi­ri.” İn­gil­te­re’de St. Ger­ma­in, ün­lü ya­zar Bul­wer Lytton i­le ar­ka­daş­tı. Ya­za­rın bir Ro­sic­ru­ci­an ol­du­ğu dü­şü­nü­lü­yor­du. Ün­lü ki­ta­bı “Za­za­ni” nin baş ka­rak­te­ri Kont St. Ger­ma­in’di. Ki­tap­ta bu gi­zem­li a­dam bir Ro­sic­ru­ci­an ve sim­ya­cı o­la­rak ni­te­len­di­ri­li­yor­du. Ay­rı­ca giz­li bir ya­şam sür­dü­ğü de be­lir­til­miş­ti. Kont St. Ger­ma­in’nin ken­di be­yan­la­rın­dan 1745 yı­lın­da i­ki kez Hin­dis­tan’da bu­lun­du­ğu­nu an­lı­yo­ruz ve 1773’te ya­zıl­mış di­ğer mek­tup­lar­dan an­la­şı­lı­yor ki; 1755’te tek­rar Hin­dis­tan’da bulunmuş. Aynı mek­tup­ta bir de oğ­lu ol­du­ğun­dan bah­se­di­yor. Ço­cu­ğun Ba­con’un oğ­lu ol­du­ğu ve A­me­ri­ka’nın ko­lo­ni­leş­me­sin­de (Vir­ginia Eyaleti´nin ilk yıl­la­rın­da) bü­yük rol oy­na­dı­ğı tah­min e­di­li­yor. Bu ko­nu­da daha bir­çok söy­len­ti var. Hat­ta Kont St. Ger­ma­in’in bu o­lay­lar­dan son­ra Hi­ma­la­ya’la­ra çe­kil­di­ği id­di­a­sı da var. Din­len­mek i­çin dü­zen­li o­la­rak gel­di­ği Hi­ma­la­ya’lar­da yo­ga i­le il­gi­len­di­ği ve yo­ga ya­par­ken gö­rül­dü­ğü söy­le­ni­yor. 18 Yüzyıl bo­yun­ca ne­re­den gel­di­ği, kim ol­du­ğu ve so­yu tüm Av­ru­pa’da merak edildi. Gi­zem­le­rin a­da­mı hak­kın­da E. M. But­ter’in yaz­dı­ğı “Ma­gi Ef­sa­ne­si” ad­lı ki­tap­ta şöy­le yazıyor; “Böy­le dik­kat çe­ki­ci bir şah­si­ye­tin ta­nın­mak­tan kaç­ma­sı bir mey­dan o­ku­ma­dır. Çağ­daş bil­gi­ler­le bi­le u­la­şı­la­ma­yan bir kim­lik as­lın­da hü­küm­süz de­mek­tir. St. Ger­ma­in, Ra­koczy ol­du­ğu­nu söy­le­di­ğin­de de bu do­ğa ku­ra­lın­dan ya­rar­lan­mış­tır. Gün doğ­ma­dan ön­ce gi­ze­mi­ni de­rin­leş­tir­di. Ço­cuk­lu­ğu­nu a­lev­li renk­ler­le tas­vir di­yor. Ken­di­ni i­na­nıl­maz bir man­za­ra i­çin­de be­tim­li­yor. Çok gü­zel bir ha­va­da şa­ha­ne bah­çe­ler­de do­laş­tı­ğı­nı, Fas’ta Gra­na­da kral­lı­ğı­nın tek ger­çek va­ri­siy­miş gibi an­la­tı­yor. Kont St. Ger­ma­in, öğ­ret­me­nine çık­tı­ğı bir ge­zi­de ba­şın­da­ki taçla bir da­ha hiç gö­re­me­ye­ce­ği an­ne­si­ni son kez gör­dü­ğü­nü ve e­lin­de bir bi­le­zik ol­du­ğu­nu an­lat­mış­tı. Ka­nıt­la­mak i­çin­ de an­ne­si­nin giy­si­sin­den bir par­ça ge­tir­miş­ti. (YA­ZA­RIN NO­TU: Kra­li­yet so­yun­dan gel­di­ği­ni ka­nıt­la­mak i­çin Kra­li­çe I. E­li­za­beth’in oğ­lu ol­du­ğu­nu söy­lü­yor, “bir da­ha hiç gö­re­me­ye­ce­ği an­ne” bu­nu sim­ge­li­yor. Da­ha son­ra Lady Ba­con o­nu ken­di oğ­lu gi­bi ye­tiş­tir­miş. Kı­sa­ca ken­di­ni kral­lı­ğın son va­ri­si o­la­rak ta­nım­la­mış a­ma ül­ke­nin a­dı­nı ver­me­miş.) Genç ya­şın­da Av­ru­pa’nın bü­yük kıs­mı­nı do­laş­mış­tı, Hin­dis­tan’da, İ­ran’da, Tür­ki­ye’de, Ja­pon­ya’da ve Çin’de bu­lun­du­ğu­nu id­di­a et­miş­ti. Ge­zi­le­ri­nin a­dı­nı ver­me­di­ği bir ya­zar ta­ra­fın­dan ka­le­me a­lın­dı­ğı­nı da söylüyordu. O­na i­nan­mıyoruz ama ger­çek­ten bu ül­ke­ler hak­kın­da öy­le de­tay­lar an­la­tı­yor ki, her­kes şa­şı­rı­yor­. O­nun güç­lü ve et­ki­li bir lider ol­du­ğu­na inanılıyor. Çün­kü, bir­çok fark­lı ör­güt kur­muş, Bo­u­il­lon Dü­kü’ne Pa­ris’te i­ki yü­zü aş­kın in­sa­nın Dük’ün baş­kan­lı­ğın­da bir grup­ta top­la­na­ca­ğı­nı söy­le­di. Pa­ris’te 1785’te ya­pı­la­cak Ma­son Kon­fe­ran­sı’na da ka­tı­la­ca­ğı­nı söy­le­di. Ama bu ö­lü­mün­den bir yıl son­ray­dı ve Kont toplantıya geldi”Tüm 18 Yüzyıl bo­yun­ca St. Ger­ma­in Kontu, Av­ru­pa’da ve Do­ğu’da bir­çok ül­ke­de daima saraylarda ve kralların, imparatorların, sultanların çevresinde görüldü. Bü­yük Çar Pe­ter’ın hü­küm sür­dü­ğü za­man­lar­da Rus­ya’day­dı ve ismen sözü ediliyordu. 1737’den 1742’ye ka­dar İ­ran Şa­hı’nın o­nur ko­nu­ğuy­du. İ­ran’dan Fran­sa’ya ve Cal­cut­ta’dan Ro­ma’ya ka­dar her­ yer­de kra­li­yet çev­re­sin­de say­gın bi­ri o­la­rak ta­nı­nı­yor­du. Wal­po­le’nin o­na 1745’te, Lon­dra’da, Cli­ve’nin i­se o­na 1756’da Hin­dis­tan’da rast­la­dı­ğın­dan bah­set­miş­tik. Ma­dam D’Ad­he­mar o­nun 1789’da Pa­ris’te ol­du­ğu­nu id­di­a e­di­yor­du. Bu ta­rih o­nun öl­dü­ğü zan­ne­di­len ta­rih­ten 5 yıl son­rasıydı. Bunlar yetmiyormuş gibi, bir çok in­san Kont Sa­int Ger­ma­in’i 19 ve 20. Yüzyıllar´da gör­dü­ğü­nü de be­lir­ti­yordu. Av­ru­pa soy­lu­la­rı­nın çok ya­kın­dan ta­nı­dı­ğı bir ki­şiy­di ve çeşitli ülkelerdeki ö­nem­li in­san­la­rın ar­ka­da­şıy­dı. Bü­yük Fre­de­rick, Vol­ta­i­re, Ma­dam de Pom­pa­do­ur, Je­an Jacques Rous­se­a­u ve Chat­ham o­nun ar­ka­daş­la­rıydılar. Hep­si­ni şah­sen ta­nı­yor­du ve hep­si ondan söz ettiler ve a­da­mın gi­ze­mi­ni me­rak edi­yor­lar­dı. U­na Birch, St. Ger­ma­in’in ha­ya­tı­nı ko­nu a­lan “19. Yüz­yıl”ad­lı ki­ta­bın­da şöy­le di­yor: “Lon­dra’da bir Ja­co­bi­te a­ja­nı, St. Pe­ters­burg’da bir su­i­kast­çı, Pa­ris’te sim­ya­cı ve sa­nat eks­pe­ri, Napoli’de bir Rus ge­ne­ra­li, Ver­sa­il­les’te mü­zis­yen o­la­rak kar­şı­mı­za çı­kı­yor. Bunların tümü Kont St. Germain´di, Bü­yük Fre­de­rick’in Ber­lin’de­ki kü­tüp­ha­ne­sin­den öğreniyoruz ki, İl­lu­mi­nist­ler­le bağ­lan­tı kur­arak, Ren neh­ri­ne ya­kın yer­ler­de ör­güt top­lan­tı­ları yapıyordu.” 1757’de St. Ger­ma­in, Pa­ris’te gö­rül­dü ve da­ha son­ra Kra­li­ye­t tarafından ka­bul e­dil­di. Bir­çok in­san o­nun ga­rip güç­le­re sa­hip ol­ma­sına ve dur­ma­dan kı­lık de­ğiş­tir­me­sine şa­şı­rı­yor­du. Butt­ler, bu ko­nu­da şöy­le ya­zı­yor: “Kont, par­lak bir ko­nuş­ma­cı ve a­raş­tır­ma­cıy­dı. Çok faz­la se­ya­hat et­miş, çok o­ku­muş, çok bil­gi­li ve ne­zih bi­riy­di. Mü­kem­mel bir kişiliği vardı; a­lay­cı ve so­fis­ti­ke bir tarzı vardı; i­yi bir ü­ne ve gü­ce sa­hip­ti ve bun­la­rı ken­di­ne de­ğer ve­ril­sin di­ye yap­mı­yor­du. Üç yıl bo­yun­ca ken­di­ni sak­la­ya­rak entrikacılardan ve kıskançlıklardan ko­run­ma­yı ba­şar­dı. Kur­naz­lı­ğı ve Ma­dam de Pom­pa­do­ur’un lü­t­fuy­la Kra­l´ın nez­din­de itibarı tamdı. Doğal et­ki­ gücüyle ve i­nan­dı­rı­cıyla za­fer­ler ka­za­nı­yor­du. 15. Lo­u­is’in kı­rıl­mış el­mas­la­rın­dan bi­ri­ni, boz­ma­dan es­ki­sin­den üç kat da­ha de­ğer­li bir el­ma­sa dö­nüş­tür­dü. St. Ger­ma­in Kontu´nun bir bü­yü­cü ol­duğu çok söylenir. A­ma bu iddia asla kanıtlanamadı ve St. Ger­ma­in’in ba­şa­rı­ları sır o­la­rak kal­dı, hala da öyle. 15. Lo­u­is za­ma­nı­nı özel bir la­bo­ra­tu­ar­da geçirerek St. Ger­ma­in’in sır­rı­nı çöz­me­ye ça­lı­ştığı anlatılır. Birçok yeni buluşun ardında onun bulunduğu söyleniyordu, çok büyük bir para gücüne her zaman sahipti, her­kes i­şin için­de bü­yük pa­ra­lar dön­dü­ğü­nü bi­li­yor­ ve ona hemen ka­nı­yordu. Bir­çok mu­cit ve ka­şif­i Cham­bord Sa­ra­yı´na ata­dı. Böy­le­ce Kraliyet´e gelir sağ­ladı. Kral, ona tapıyordu ama Kont St. Germain resmi bir kişiliğe asla sahip olmadı. Saray çevreleri ondan nefret ediyorlar ama vazgeçemiyorlardı çünkü muhakkak birinin bir derdine o çare bulmuştu veya buluyordu.Rus Devrimi´nin ardında o vardı!St. Ger­ma­in Kontu bazen sa­ray­da kra­lın ö­zel iş­le­ri­ne ba­kan bir sırdaş veya res­mi da­i­re­le­ri yö­nlendiren bir fikir babası, bazen bir bi­lim a­da­mı, bazen de e­be­di genç­li­ğin sır­la­rı­nı bi­len bir büyücü ve po­li­ti­ka­yı et­ki­le­yen bir fi­lo­zof­tu. Fran­sız ka­bi­ne­si­nin bir­çok ü­ye­si, St. Ger­ma­in’e dev­let so­run­la­rını da­nı­şı­yor ve tav­si­yeler a­lı­yor­du. 1760´da Kont St. Ger­ma­in gü­ve­nir­li­ği­ni ka­nıt­la­mış bi­ri o­la­rak, Fransa-İn­gil­te­re i­le i­liş­ki­le­rini dü­zen­liyor­du. Kont´un bir dip­lo­mat ve üst dü­zey bü­ro­kat o­la­rak ye­te­nek­le­ri 15. Lo­u­is’i çok et­ki­le­miş­ti. Kral o­na de­ney­le­ri­ni sür­dü­re­bil­me­si i­çin bir la­bo­ra­tu­ar ve Ver­sa­il­les’te bir o­da ver­di. Böy­le­ce Kont St. Ger­ma­in, gün­le­ri­ni Kra­li­yet A­i­le­si´y­le bir­lik­te ge­çir­me­ye baş­la­dı. İn­gil­te­re i­le sa­vaş de­vam e­der­ken ba­rı­şı sağ­la­mak i­çin St. Ger­ma­in bi­çil­miş kaf­tan­dı. Giz­li bir dip­lo­ma­tik gö­rev i­çin Ha­gu­e’ye gi­de­bi­lir, İn­gi­liz yet­ki­li­ler­le te­ma­sa ge­çip ba­rı­şı sağ­la­ya­bi­lir­di. A­ma birden işler tersine döndü; gö­revi, za­ma­nın Dış İ­liş­ki­ler Ba­ka­nı Duc de Cho­i­se­ul’e bil­dir­me­di­ği i­çin ve Ha­u­ge’de­ki Fran­sız kon­so­lo­su­na böy­le bir bil­gi u­laş­ma­dı­ğın­dan St. Ger­ma­in o­ra­ya gi­dip, Lo­u­is’in e­mir­le­ri­ni bil­dir­di­ği za­man, yet­ki­li­ler inanmayıp tu­tuk­la­ma em­ri çı­kar­dı­lar ve za­yıf ya­ra­dı­lış­lı kral bu­na bo­yun eğ­di. Fran­sız kon­so­lo­su D’Af­frey, Kont St. Ger­ma­in’in İn­gil­te­re’ye gi­riş yap­ma­sı­na ya­ da baş­ka ül­ke­le­re il­ti­ca et­me­si­ne i­zin ver­me­di ama Kont artık ortada yoktu. Yine Paris´de ortaya çıktı ama bu kez Saray´dan uzaktı. Sonra Almanya´da görüldü, İngiltere işinde kıs­kanç­lık­tan do­la­yı ba­şa­rı­lı o­la­ma­mıştı ama 1761’de Al­man­ya ve A­vus­tur­ya a­ra­sın­da ba­rışın sağ­lanmasın­ta ba­şa­rılı oldu. Hat­ta Rus­ya’da dip­lo­matik ba­şa­rı­lara im­za at­tı ve böy­le­ce 1764’de Çariçe Cat­he­ri­ne’nin ya­kın­ çevresinde yer aldı. Peki acaba düşmanları onun için ne diyordu? St. Ger­ma­in Kontu, çok e­leş­ti­ril­di. Ör­ne­ğin, Da­ni­mar­ka’lı bü­rok­rat Kont Char­les Wern­stedt şöy­le yaz­ıyordu; “Bu­ra­da kö­tü ü­nlü bir ma­ce­ra­pe­rest var; adı Kont St. Ger­ma­in, ger­çek bir şar­la­tan, bir ap­tal, bir ge­ve­ze ve bir do­lan­dı­rı­cı­, yıl­lar­dır o­nu gör­me­ye a­lış­tık. Kra­lı­mız o­nu tüm kal­biy­le o­nur­lan­dı­rı­yor. Böy­le­ce ger­çek kim­li­ğini sak­layabiliyor. Kim bu adam?” Fran­sız bi­lim a­da­mı Thi­e­ba­ult ise “So­u­ve­nirs” ad­lı ki­ta­bın­da Kont St. Ger­ma­in’e da­ha bir sem­pa­tiyle yak­laşıyor. “Kont St. Ger­ma­in gel­miş geç­miş en a­kıl­lı ma­ce­ra­pe­rest­tir. Yap­tı­ğı her­şey o­nur­lu­dur ve her­ za­man dü­rüst ol­muş­tur.” Kont´a hay­ran o­lan asil Ka­u­der­bach, ilk kez 4 Ni­san 1760’da ­Kont Wac­ker­bath’a şöy­le di­yordu: “St. Ger­ma­in, biz­le­re öy­le garip, öy­le a­çık saçık hi­ka­ye­ler an­lat­tı ki, on­la­rı her­şey­den ön­ce iğ­re­ne­rek din­ler­si­niz. A­ma et­ki­le­yi­ci ol­duk­la­rı ke­sin. Bu a­dam 10 ya­şın­da­ki bi­ri­ni bi­le kan­dı­ra­maz­ken biz­le­ri na­sıl kan­dır­sın? Ve o­na sab­rı­nın so­nu­na gel­miş bir ma­ce­ra­pe­rest o­la­rak say­gı du­yu­yo­rum, a­ma yi­ne ­de so­nu tra­jik bir bi­çim­de gel­mez­se şa­şı­ra­ca­ğım.” Da­ni­mar­ka­lı bir politikacı o­lan Kont Bern­storff i­se 1779’da yaz­dı­ğı ö­zel mek­tu­bun­da şöy­le di­yordu: “Ne ar­ka­da­şıy­dım ne ­de o­na hay­randım… Yar­gı­la­rı­mı dev­re­ye sok­tum a­ma i­ti­raf et­me­li­yim ki, daima gi­zem­li, man­tık­sız iş­ler ya­pan, de­vam­lı i­sim de­ğiş­ti­ren, ba­zen bir suç­lu ba­zen de bir cen­til­men gi­bi dav­ra­nan bi­ri­ne gü­ve­ne­mi­yo­rum.”St. Ger­ma­in Kontu bazen sa­ray­da kra­lın ö­zel iş­le­ri­ne ba­kan bir sırdaş veya res­mi da­i­re­le­ri yö­nlendiren bir fikir babası, bazen bir bi­lim a­da­mı, bazen de e­be­di genç­li­ğin sır­la­rı­nı bi­len bir büyücü ve po­li­ti­ka­yı et­ki­le­yen bir fi­lo­zof­tu. Fran­sız ka­bi­ne­si­nin bir­çok ü­ye­si, St. Ger­ma­in’e dev­let so­run­la­rını da­nı­şı­yor ve tav­si­yeler a­lı­yor­du. 1760´da Kont St. Ger­ma­in gü­ve­nir­li­ği­ni ka­nıt­la­mış bi­ri o­la­rak, Fransa-İn­gil­te­re i­le i­liş­ki­le­rini dü­zen­liyor­du. Kont´un bir dip­lo­mat ve üst dü­zey bü­ro­kat o­la­rak ye­te­nek­le­ri 15. Lo­u­is’i çok et­ki­le­miş­ti. Kral o­na de­ney­le­ri­ni sür­dü­re­bil­me­si i­çin bir la­bo­ra­tu­ar ve Ver­sa­il­les’te bir o­da ver­di. Böy­le­ce Kont St. Ger­ma­in, gün­le­ri­ni Kra­li­yet A­i­le­si´y­le bir­lik­te ge­çir­me­ye baş­la­dı. İn­gil­te­re i­le sa­vaş de­vam e­der­ken ba­rı­şı sağ­la­mak i­çin St. Ger­ma­in bi­çil­miş kaf­tan­dı. Giz­li bir dip­lo­ma­tik gö­rev i­çin Ha­gu­e’ye gi­de­bi­lir, İn­gi­liz yet­ki­li­ler­le te­ma­sa ge­çip ba­rı­şı sağ­la­ya­bi­lir­di. A­ma birden işler tersine döndü; gö­revi, za­ma­nın Dış İ­liş­ki­ler Ba­ka­nı Duc de Cho­i­se­ul’e bil­dir­me­di­ği i­çin ve Ha­u­ge’de­ki Fran­sız kon­so­lo­su­na böy­le bir bil­gi u­laş­ma­dı­ğın­dan St. Ger­ma­in o­ra­ya gi­dip, Lo­u­is’in e­mir­le­ri­ni bil­dir­di­ği za­man, yet­ki­li­ler inanmayıp tu­tuk­la­ma em­ri çı­kar­dı­lar ve za­yıf ya­ra­dı­lış­lı kral bu­na bo­yun eğ­di. Fran­sız kon­so­lo­su D’Af­frey, Kont St. Ger­ma­in’in İn­gil­te­re’ye gi­riş yap­ma­sı­na ya­ da baş­ka ül­ke­le­re il­ti­ca et­me­si­ne i­zin ver­me­di ama Kont artık ortada yoktu. Yine Paris´de ortaya çıktı ama bu kez Saray´dan uzaktı. Sonra Almanya´da görüldü, İngiltere işinde kıs­kanç­lık­tan do­la­yı ba­şa­rı­lı o­la­ma­mıştı ama 1761’de Al­man­ya ve A­vus­tur­ya a­ra­sın­da ba­rışın sağ­lanmasın­ta ba­şa­rılı oldu. Hat­ta Rus­ya’da dip­lo­matik ba­şa­rı­lara im­za at­tı ve böy­le­ce 1764’de Çariçe Cat­he­ri­ne’nin ya­kın­ çevresinde yer aldı. Peki acaba düşmanları onun için ne diyordu? St. Ger­ma­in Kontu, çok e­leş­ti­ril­di. Ör­ne­ğin, Da­ni­mar­ka’lı bü­rok­rat Kont Char­les Wern­stedt şöy­le yaz­ıyordu; “Bu­ra­da kö­tü ü­nlü bir ma­ce­ra­pe­rest var; adı Kont St. Ger­ma­in, ger­çek bir şar­la­tan, bir ap­tal, bir ge­ve­ze ve bir do­lan­dı­rı­cı­, yıl­lar­dır o­nu gör­me­ye a­lış­tık. Kra­lı­mız o­nu tüm kal­biy­le o­nur­lan­dı­rı­yor. Böy­le­ce ger­çek kim­li­ğini sak­layabiliyor. Kim bu adam?” Fran­sız bi­lim a­da­mı Thi­e­ba­ult ise “So­u­ve­nirs” ad­lı ki­ta­bın­da Kont St. Ger­ma­in’e da­ha bir sem­pa­tiyle yak­laşıyor. “Kont St. Ger­ma­in gel­miş geç­miş en a­kıl­lı ma­ce­ra­pe­rest­tir. Yap­tı­ğı her­şey o­nur­lu­dur ve her­ za­man dü­rüst ol­muş­tur.” Kont´a hay­ran o­lan asil Ka­u­der­bach, ilk kez 4 Ni­san 1760’da ­Kont Wac­ker­bath’a şöy­le di­yordu: “St. Ger­ma­in, biz­le­re öy­le garip, öy­le a­çık saçık hi­ka­ye­ler an­lat­tı ki, on­la­rı her­şey­den ön­ce iğ­re­ne­rek din­ler­si­niz. A­ma et­ki­le­yi­ci ol­duk­la­rı ke­sin. Bu a­dam 10 ya­şın­da­ki bi­ri­ni bi­le kan­dı­ra­maz­ken biz­le­ri na­sıl kan­dır­sın? Ve o­na sab­rı­nın so­nu­na gel­miş bir ma­ce­ra­pe­rest o­la­rak say­gı du­yu­yo­rum, a­ma yi­ne ­de so­nu tra­jik bir bi­çim­de gel­mez­se şa­şı­ra­ca­ğım.” Da­ni­mar­ka­lı bir politikacı o­lan Kont Bern­storff i­se 1779’da yaz­dı­ğı ö­zel mek­tu­bun­da şöy­le di­yordu: “Ne ar­ka­da­şıy­dım ne ­de o­na hay­randım… Yar­gı­la­rı­mı dev­re­ye sok­tum a­ma i­ti­raf et­me­li­yim ki, daima gi­zem­li, man­tık­sız iş­ler ya­pan, de­vam­lı i­sim de­ğiş­ti­ren, ba­zen bir suç­lu ba­zen de bir cen­til­men gi­bi dav­ra­nan bi­ri­ne gü­ve­ne­mi­yo­rum.”Dünyanın her yerinde ortaya çıktı…Ve büyük düşünür Vol­ta­i­re bi­raz ­da a­lay­lı bir şe­kil­de ar­ka­da­şı Fre­de­rick’e Kont St. Ger­ma­in hak­kın­da şöy­le yaz­mış, “Her­şe­yi bi­len ve hiç öl­me­yen bi­ri.” Her­hal­de Fre­de­rick bu a­lay­cı üs­lu­bu pek cid­di­ye al­ma­mış­tı. Dres­den’de­ki Prus­ya bü­yük el­çi­si Al­vens­le­ben de, Fre­de­rick’e 25 Ha­zi­ran 1777’de Kont St. Ger­ma­in hak­kın­da bir mektup yazıyordu; “Çok ye­te­nek­li ve çok ze­ki bi­ri, a­ma ke­sin­lik­le a­da­let duy­gu­sun­dan yok­sun. Ü­nü­nü, en ba­sit in­sa­nın bi­le ya­pa­bi­le­ce­ği dal­ka­vuk­luk­la ka­zan­mış. Ö­zel­lik­le hi­ta­bet ye­te­ne­ğiy­le gü­zel söz­ler duy­ma­ya ha­zır bi­ri­si­ni ko­lay­ca et­ki­le­ye­bi­lir. Tüm ki­şi­li­ği, had­din­den faz­la ki­bir­le ö­rül­müş. Hi­ka­ye­le­riy­le top­lu­mu u­yar­ma­ya ve bil­gi­len­dir­me­ye ça­lı­şı­yor. A­ma sı­ra ken­di fi­kir­le­ri­ni em­po­ze et­me­ye ge­lin­ce güç­süz­lü­ğü or­ta­ya çı­kı­yor. A­ma asıl a­cı o­lan, o­nu ya­lan­la­ya­cak kim­se­nin ol­ma­ma­sı.” Da­ni­mar­kalı A­mi­ra­l Kont Dan­nesk­jold, Ams­ter­dam’dan 27 Ni­san 1760’da St. Ger­ma­in’e bir mektup yazmıştı; “Çok i­yi bi­li­yo­rum ki, Mös­yö, dün­ya­nın en i­yi yö­ne­ti­ci­si­niz.” Öylesine çelişkiler vardı ki, takdirler, övgüler bir yanda, alay, küçümseme ve aşağılamalar öte yandaydı. Rus­ya Bü­yük El­çi­si Prens Go­lizyn 1 Ni­san 1760’da Ka­u­der­back’a yaz­dı­ğı mek­tup­ta şöy­le bir i­fa­de­ye yer ve­ri­yordu; “Ben­ de tıp­kı si­zin gi­bi o­nun bir ap­tal ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.” Al­man Bü­rok­ra­t ve devlet adamı Ben­tinck von Rho­on ise, St. Ger­ma­in’i çok na­zik ve ba­şa­rı­lı bul­urken beraberlikten zevk alıyordu. Çün­kü Rhoon´a göre Kont, ger­çek­ten ze­ki ve bi­ri­kim­liydi ve bir­çok ül­ke hak­kın­da bil­gi sa­hi­biydi. Çok i­yi bir e­ği­tim al­mıştı, çok kibardı ve in­san­lar hak­kın­da ver­di­ği ka­rar­lar çok doğ­ruydu. Tarihçi Sypes­teyn, “Ta­rih­sel Anı­lar” ad­lı ki­ta­bın­da St. Ger­ma­in Kontu´ndan söz etmiş; “St. Ger­ma­in, ger­çek­ten dik­kat çe­ki­ci bi­ri. Ta­nın­dı­ğı her yer­de a­kıl­da ka­lı­cı bir et­ki bı­ra­kı­yor. Ger­çek­ten de a­sil ve i­yi yan­la­rı çok. Hiç­bir kö­tü ha­re­ket­te ya­ da o­nur­suz dav­ra­nış­ta bu­lun­ma­mış ve her­yer­de sem­pa­tiy­le kar­şı­la­nı­yor.” Edebiyatın ölümsüz ismi Çe­hov, “Ma­ça Kra­li­çe­si” ad­lı ya­pı­tın­da Sa­int Ger­ma­in ta­ra­fın­dan St Pe­ters­burg’da ya­zıl­mış bir bü­yü ki­ta­bı­na gön­der­me ya­pı­yor. 18 Yüzyıl baş­la­rın­da Sa­int Ger­ma­in Kontu´nun, daha sonraları Rus Devrimi´nde bü­yük rol oy­na­yan giz­li direniş gruplarını kur­duğu belirtiliyor. Tıp­kı Ma­son ör­gü­tlerinin Fran­sız ve A­me­ri­kan devrimle­ri­ni et­ki­le­me­si gi­bi, bu ör­güt­ler de Rus Devrimi´nin ka­de­ri­ni et­ki­le­miş­ti. Ondan söz edenler, tanıyanlar, sevenler, sevmeyenler ama bunların tümü Kont St. Germain´ın kimliğini anlamaya yine de yeterli olmuyor. Kon­tes D’Ad­he­mar “Marie An­ti­o­net­te’in Anı­la­rı” ad­lı ki­ta­bın­da Sa­int Ger­ma­in’i ta­nım­lı­yor; “Her­şey 1743 yı­lın­da çok zen­gin ve i­na­nıl­maz mü­cev­her­le­re sa­hip bir ya­ban­cı­nın Ver­sa­il­les’e gel­di­ği de­di­ko­du­suy­la baş­la­dı. Ne­re­den gel­di­ği­ni kim­se bil­mi­yor­du. Gö­rü­nü­şü ti­tiz ve şık­tı. El­le­ri na­zik ve zarif, a­yak­la­rı biçimliydi. Bi­çim­li ba­cak­la­rı­nı her­za­man şık ço­rap­lar süs­lü­yor­du. Giy­si­le­ri daima vü­cu­duna oturuyor ve u­yum gösteriyordu. Gü­lüm­serken diş­le­ri­nin ber­rak­lı­ğı­ ve pırıltısı dikkat çekiyordu, ya­na­ğın­da şirin bir gam­ze var­dı. Si­yah saç­la­rı i­yi ke­sim­liy­di. Ve o ha­ri­ka göz­ler… Hiç o­nun­ki gi­bi göz­le­re rast­la­ma­mış­tım… 45 yaş­la­rın­da gö­zü­kü­yor­du. Her ­za­man Kra­li­ye­tin göz­de­si oldu ve Kra­li­ye­tin o­na kar­şı sı­nır­sız hoş­gö­rü­sü 1768’de baş­la­mış­tı.”

St. Ger­ma­in Kontu bazen sa­ray­da kra­lın ö­zel iş­le­ri­ne ba­kan bir sırdaş veya res­mi da­i­re­le­ri yö­nlendiren bir fikir babası, bazen bir bi­lim a­da­mı, bazen de e­be­di genç­li­ğin sır­la­rı­nı bi­len bir büyücü ve po­li­ti­ka­yı et­ki­le­yen bir fi­lo­zof­tu. Fran­sız ka­bi­ne­si­nin bir­çok ü­ye­si, St. Ger­ma­in’e dev­let so­run­la­rını da­nı­şı­yor ve tav­si­yeler a­lı­yor­du. 1760´da Kont St. Ger­ma­in gü­ve­nir­li­ği­ni ka­nıt­la­mış bi­ri o­la­rak, Fransa-İn­gil­te­re i­le i­liş­ki­le­rini dü­zen­liyor­du. Kont´un bir dip­lo­mat ve üst dü­zey bü­ro­kat o­la­rak ye­te­nek­le­ri 15. Lo­u­is’i çok et­ki­le­miş­ti. Kral o­na de­ney­le­ri­ni sür­dü­re­bil­me­si i­çin bir la­bo­ra­tu­ar ve Ver­sa­il­les’te bir o­da ver­di. Böy­le­ce Kont St. Ger­ma­in, gün­le­ri­ni Kra­li­yet A­i­le­si´y­le bir­lik­te ge­çir­me­ye baş­la­dı. İn­gil­te­re i­le sa­vaş de­vam e­der­ken ba­rı­şı sağ­la­mak i­çin St. Ger­ma­in bi­çil­miş kaf­tan­dı. Giz­li bir dip­lo­ma­tik gö­rev i­çin Ha­gu­e’ye gi­de­bi­lir, İn­gi­liz yet­ki­li­ler­le te­ma­sa ge­çip ba­rı­şı sağ­la­ya­bi­lir­di. A­ma birden işler tersine döndü; gö­revi, za­ma­nın Dış İ­liş­ki­ler Ba­ka­nı Duc de Cho­i­se­ul’e bil­dir­me­di­ği i­çin ve Ha­u­ge’de­ki Fran­sız kon­so­lo­su­na böy­le bir bil­gi u­laş­ma­dı­ğın­dan St. Ger­ma­in o­ra­ya gi­dip, Lo­u­is’in e­mir­le­ri­ni bil­dir­di­ği za­man, yet­ki­li­ler inanmayıp tu­tuk­la­ma em­ri çı­kar­dı­lar ve za­yıf ya­ra­dı­lış­lı kral bu­na bo­yun eğ­di. Fran­sız kon­so­lo­su D’Af­frey, Kont St. Ger­ma­in’in İn­gil­te­re’ye gi­riş yap­ma­sı­na ya­ da baş­ka ül­ke­le­re il­ti­ca et­me­si­ne i­zin ver­me­di ama Kont artık ortada yoktu. Yine Paris´de ortaya çıktı ama bu kez Saray´dan uzaktı. Sonra Almanya´da görüldü, İngiltere işinde kıs­kanç­lık­tan do­la­yı ba­şa­rı­lı o­la­ma­mıştı ama 1761’de Al­man­ya ve A­vus­tur­ya a­ra­sın­da ba­rışın sağ­lanmasın­ta ba­şa­rılı oldu. Hat­ta Rus­ya’da dip­lo­matik ba­şa­rı­lara im­za at­tı ve böy­le­ce 1764’de Çariçe Cat­he­ri­ne’nin ya­kın­ çevresinde yer aldı. Peki acaba düşmanları onun için ne diyordu? St. Ger­ma­in Kontu, çok e­leş­ti­ril­di. Ör­ne­ğin, Da­ni­mar­ka’lı bü­rok­rat Kont Char­les Wern­stedt şöy­le yaz­ıyordu; “Bu­ra­da kö­tü ü­nlü bir ma­ce­ra­pe­rest var; adı Kont St. Ger­ma­in, ger­çek bir şar­la­tan, bir ap­tal, bir ge­ve­ze ve bir do­lan­dı­rı­cı­, yıl­lar­dır o­nu gör­me­ye a­lış­tık. Kra­lı­mız o­nu tüm kal­biy­le o­nur­lan­dı­rı­yor. Böy­le­ce ger­çek kim­li­ğini sak­layabiliyor. Kim bu adam?” Fran­sız bi­lim a­da­mı Thi­e­ba­ult ise “So­u­ve­nirs” ad­lı ki­ta­bın­da Kont St. Ger­ma­in’e da­ha bir sem­pa­tiyle yak­laşıyor. “Kont St. Ger­ma­in gel­miş geç­miş en a­kıl­lı ma­ce­ra­pe­rest­tir. Yap­tı­ğı her­şey o­nur­lu­dur ve her­ za­man dü­rüst ol­muş­tur.” Kont´a hay­ran o­lan asil Ka­u­der­bach, ilk kez 4 Ni­san 1760’da ­Kont Wac­ker­bath’a şöy­le di­yordu: “St. Ger­ma­in, biz­le­re öy­le garip, öy­le a­çık saçık hi­ka­ye­ler an­lat­tı ki, on­la­rı her­şey­den ön­ce iğ­re­ne­rek din­ler­si­niz. A­ma et­ki­le­yi­ci ol­duk­la­rı ke­sin. Bu a­dam 10 ya­şın­da­ki bi­ri­ni bi­le kan­dı­ra­maz­ken biz­le­ri na­sıl kan­dır­sın? Ve o­na sab­rı­nın so­nu­na gel­miş bir ma­ce­ra­pe­rest o­la­rak say­gı du­yu­yo­rum, a­ma yi­ne ­de so­nu tra­jik bir bi­çim­de gel­mez­se şa­şı­ra­ca­ğım.” Da­ni­mar­ka­lı bir politikacı o­lan Kont Bern­storff i­se 1779’da yaz­dı­ğı ö­zel mek­tu­bun­da şöy­le di­yordu: “Ne ar­ka­da­şıy­dım ne ­de o­na hay­randım… Yar­gı­la­rı­mı dev­re­ye sok­tum a­ma i­ti­raf et­me­li­yim ki, daima gi­zem­li, man­tık­sız iş­ler ya­pan, de­vam­lı i­sim de­ğiş­ti­ren, ba­zen bir suç­lu ba­zen de bir cen­til­men gi­bi dav­ra­nan bi­ri­ne gü­ve­ne­mi­yo­rum.”Ve büyük düşünür Vol­ta­i­re bi­raz ­da a­lay­lı bir şe­kil­de ar­ka­da­şı Fre­de­rick’e Kont St. Ger­ma­in hak­kın­da şöy­le yaz­mış, “Her­şe­yi bi­len ve hiç öl­me­yen bi­ri.” Her­hal­de Fre­de­rick bu a­lay­cı üs­lu­bu pek cid­di­ye al­ma­mış­tı. Dres­den’de­ki Prus­ya bü­yük el­çi­si Al­vens­le­ben de, Fre­de­rick’e 25 Ha­zi­ran 1777’de Kont St. Ger­ma­in hak­kın­da bir mektup yazıyordu; “Çok ye­te­nek­li ve çok ze­ki bi­ri, a­ma ke­sin­lik­le a­da­let duy­gu­sun­dan yok­sun. Ü­nü­nü, en ba­sit in­sa­nın bi­le ya­pa­bi­le­ce­ği dal­ka­vuk­luk­la ka­zan­mış. Ö­zel­lik­le hi­ta­bet ye­te­ne­ğiy­le gü­zel söz­ler duy­ma­ya ha­zır bi­ri­si­ni ko­lay­ca et­ki­le­ye­bi­lir. Tüm ki­şi­li­ği, had­din­den faz­la ki­bir­le ö­rül­müş. Hi­ka­ye­le­riy­le top­lu­mu u­yar­ma­ya ve bil­gi­len­dir­me­ye ça­lı­şı­yor. A­ma sı­ra ken­di fi­kir­le­ri­ni em­po­ze et­me­ye ge­lin­ce güç­süz­lü­ğü or­ta­ya çı­kı­yor. A­ma asıl a­cı o­lan, o­nu ya­lan­la­ya­cak kim­se­nin ol­ma­ma­sı.” Da­ni­mar­kalı A­mi­ra­l Kont Dan­nesk­jold, Ams­ter­dam’dan 27 Ni­san 1760’da St. Ger­ma­in’e bir mektup yazmıştı; “Çok i­yi bi­li­yo­rum ki, Mös­yö, dün­ya­nın en i­yi yö­ne­ti­ci­si­niz.” Öylesine çelişkiler vardı ki, takdirler, övgüler bir yanda, alay, küçümseme ve aşağılamalar öte yandaydı. Rus­ya Bü­yük El­çi­si Prens Go­lizyn 1 Ni­san 1760’da Ka­u­der­back’a yaz­dı­ğı mek­tup­ta şöy­le bir i­fa­de­ye yer ve­ri­yordu; “Ben­ de tıp­kı si­zin gi­bi o­nun bir ap­tal ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.” Al­man Bü­rok­ra­t ve devlet adamı Ben­tinck von Rho­on ise, St. Ger­ma­in’i çok na­zik ve ba­şa­rı­lı bul­urken beraberlikten zevk alıyordu. Çün­kü Rhoon´a göre Kont, ger­çek­ten ze­ki ve bi­ri­kim­liydi ve bir­çok ül­ke hak­kın­da bil­gi sa­hi­biydi. Çok i­yi bir e­ği­tim al­mıştı, çok kibardı ve in­san­lar hak­kın­da ver­di­ği ka­rar­lar çok doğ­ruydu. Tarihçi Sypes­teyn, “Ta­rih­sel Anı­lar” ad­lı ki­ta­bın­da St. Ger­ma­in Kontu´ndan söz etmiş; “St. Ger­ma­in, ger­çek­ten dik­kat çe­ki­ci bi­ri. Ta­nın­dı­ğı her yer­de a­kıl­da ka­lı­cı bir et­ki bı­ra­kı­yor. Ger­çek­ten de a­sil ve i­yi yan­la­rı çok. Hiç­bir kö­tü ha­re­ket­te ya­ da o­nur­suz dav­ra­nış­ta bu­lun­ma­mış ve her­yer­de sem­pa­tiy­le kar­şı­la­nı­yor.” Edebiyatın ölümsüz ismi Çe­hov, “Ma­ça Kra­li­çe­si” ad­lı ya­pı­tın­da Sa­int Ger­ma­in ta­ra­fın­dan St Pe­ters­burg’da ya­zıl­mış bir bü­yü ki­ta­bı­na gön­der­me ya­pı­yor. 18 Yüzyıl baş­la­rın­da Sa­int Ger­ma­in Kontu´nun, daha sonraları Rus Devrimi´nde bü­yük rol oy­na­yan giz­li direniş gruplarını kur­duğu belirtiliyor. Tıp­kı Ma­son ör­gü­tlerinin Fran­sız ve A­me­ri­kan devrimle­ri­ni et­ki­le­me­si gi­bi, bu ör­güt­ler de Rus Devrimi´nin ka­de­ri­ni et­ki­le­miş­ti. Ondan söz edenler, tanıyanlar, sevenler, sevmeyenler ama bunların tümü Kont St. Germain´ın kimliğini anlamaya yine de yeterli olmuyor. Kon­tes D’Ad­he­mar “Marie An­ti­o­net­te’in Anı­la­rı” ad­lı ki­ta­bın­da Sa­int Ger­ma­in’i ta­nım­lı­yor; “Her­şey 1743 yı­lın­da çok zen­gin ve i­na­nıl­maz mü­cev­her­le­re sa­hip bir ya­ban­cı­nın Ver­sa­il­les’e gel­di­ği de­di­ko­du­suy­la baş­la­dı. Ne­re­den gel­di­ği­ni kim­se bil­mi­yor­du. Gö­rü­nü­şü ti­tiz ve şık­tı. El­le­ri na­zik ve zarif, a­yak­la­rı biçimliydi. Bi­çim­li ba­cak­la­rı­nı her­za­man şık ço­rap­lar süs­lü­yor­du. Giy­si­le­ri daima vü­cu­duna oturuyor ve u­yum gösteriyordu. Gü­lüm­serken diş­le­ri­nin ber­rak­lı­ğı­ ve pırıltısı dikkat çekiyordu, ya­na­ğın­da şirin bir gam­ze var­dı. Si­yah saç­la­rı i­yi ke­sim­liy­di. Ve o ha­ri­ka göz­ler… Hiç o­nun­ki gi­bi göz­le­re rast­la­ma­mış­tım… 45 yaş­la­rın­da gö­zü­kü­yor­du. Her ­za­man Kra­li­ye­tin göz­de­si oldu ve Kra­li­ye­tin o­na kar­şı sı­nır­sız hoş­gö­rü­sü 1768’de baş­la­mış­tı.”Ressam, müzisyen ve şair ama ne?Kont Sa­int Ger­ma­in gü­nü­nün ö­nem­li bil­gin­le­rin­den bi­riy­di. Ta­rih­çi­le­rin o­nu gö­zar­dı et­me­si bi­le halk a­ra­sın­da mi­to­lo­jik bir fi­gür ha­li­ne gel­me­si­ni en­gel­le­ye­me­di. O­nun dil­ler hak­kın­da­ki bil­gi­si hem mo­dern dil­le­ri hem de es­ki­le­ri kap­sı­yor­du. Al­man­ca, İn­gi­liz­ce, İ­tal­yan­ca, Por­te­kiz­ce, İs­pan­yol­ca, Fran­sız­ca, Yu­nan­ca, La­tin­ce, Sans­krit­çe, Arap­ça ve Çin­ce ko­nu­şa­bi­li­yor­du. Üs­te­lik bu dil­le­ri a­na­di­li gi­bi düz­gün bir ak­san­la konuşuyor­du, çok i­yi bir mü­zis­yen, i­yi­ bir kim­ya­cı ve bir da­hi ol­du­ğu­ söy­leniyordu. Fransa´nın tarihi simgesi Ma­dam de Pom­pa­do­ur i­se Sa­int Ger­ma­in’i şöy­le ö­vü­yor: “Mo­dern ve es­ki tüm dil­le­ri ha­ri­ka ko­nu­şu­yor­du. Ha­ri­ka bir bel­leği vardı, her a­lan­da ko­nuş­ma­sı­nı sağ­la­yan et­ki­le­yi­ci bir bil­gi bi­ri­ki­mine sahipti, o­nu i­yi bir ko­nuş­ma­cı ya­pan in­san­la­rı ta­nı­ma ye­te­ne­ğiydi. Ba­zen kral­lar ve prens­ler hak­kın­da hi­ka­ye­ler an­la­tır­dı. Öy­le bir üs­lup kul­la­nır­dı ki, her de­tay bir i­llüz­yon gi­bi gö­zü­nüz­de can­la­nır, ger­çek­miş­çe­si­ne et­ki­ler­di. Bü­tün dün­ya­yı do­laş­mış­tı ve Kral o­nun ma­ce­ra­la­rı­nı din­le­me­ye bayılıyordu. As­ya, Af­ri­ka hat­ta Rus­ya, Tür­ki­ye ve A­vus­tu­ral­ya hak­kın­da öy­kü­ler an­la­tır­dı. Üs­te­lik tüm bun­lar Kra­lı ve dinleyenleri de­rin­den et­ki­ler­di.” İşin bir de İngiltere yönüne bakalım; Sa­int Ger­ma­in Kontu, bazen Fran­cis Ba­con olarak, Kra­li­çe E­li­za­beth’in oğ­lu gibi, ba­zen­ de Kral Ja­mes’in sağ ko­lu o­la­rak ço­ğu za­ma­nı­nı Kra­li­yet­le bir­lik­te ge­çir­miş­ti. Sha­kes­pe­a­re’in o­yun­la­rın­da­ki gi­bi kı­lık­tan kı­lı­ğa gi­re­rek 18 Yüzyıl´ın Av­ru­pa soy­lu­la­rı­nı et­ki­le­me­yi ba­şar­dı. Belki de Bacon-Kont St. Germain-Shakeaspeare üçlemesi oydu. Böy­le­ce ken­di­ni yor­ma­dan i­çin­den ge­len bir ye­te­nek­le ön­ce Kra­lı et­ki­le­di son­ra­da tüm Av­ru­pa­lı a­sil­le­re ken­di­ni ka­bul et­tir­di. Bu­nun a­sıl ne­de­ni id­di­a e­dil­di­ği gi­bi Kra­li­ye­tin ka­nı­nı ta­şı­yor ol­ma­sı mıy­dı? Belki de, Co­o­per O­ak­ley’in bi­yog­ra­fi­sin­de Kont St. Ger­ma­in’i ta­nım­lar­ken “Kral­la­rın Sır­rı” tam­la­ma­sı­nı kul­lan­ma­sı­nın ne­de­ni buy­du. A­şa­ğı­da St. Ger­ma­in’in gö­rü­nü­şü ben­zer i­fa­de­ler­le a­çık­la­nı­yor: St. Ger­ma­in bir med­yum ka­dar hassas bir ru­ha ve ki­bar dav­ra­nış­la­ra sa­hip­ti. Gö­rü­nü­şü güzeldi, cil­di es­mer­, saç­la­rı si­yahtı. Yü­z hatları a­sil­di, zekasını ve de­ha­sı­nı gösteren bir i­fa­de­si vardı. Sa­de­ce bü­yük ve önemli in­san­la­ra özgü bir e­da­sı var­dı, giy­si­le­ri ba­sit a­ma şık­tı. Lük­sü çok sa­yı­da el­mas­lar­dan i­ba­ret­ti. Bun­lar i­yi giz­len­miş­ler­di fa­kat her par­ma­ğı­na yüzük ta­kar­dı. Sa­a­ti el­mas­larla çev­ri­liy­di. Bir ak­şam gü­zel a­yak­ka­bı to­ka­la­rı tak­mış­tı. De­ğer­li taş uzmanı von Con­ta­ut’un de­di­ği­ne gö­re to­ka­la­rın ü­ze­rin­de­ki taş­la­rın de­ğe­ri 200.000 frank ka­dar­dı. Oakley yazıyor; “Pi­ya­no­da her şar­kı­yı ça­la­bil­me­si bir yana, en zor kon­çer­to­la­rı bile değişik ens­trü­man­larla ça­la­bi­li­yor­du, ö­zel­lik­le yo­ru­mların­dan et­ki­le­nen­ler­ sayısızdı. İ­na­nıl­maz gü­zel­lik­te yağ­lı­bo­ya re­sim­ler ya­pıyordu. Re­sim­le­ri­ni çe­ki­ci kı­lan ken­di keş­fet­ti­ği bir bo­ya tü­rüy­dü ve bu bir sır­dı. Van­lo­o bu re­sim­ler­de­ki renk­ler­den çok et­ki­len­miş­ti ve bir çok ke­re bu sır­rı o­nun­la pay­laş­ma­sı i­çin ri­ca et­miş­ti. A­ma sır hiç­bir za­man a­çı­ğa çık­ma­dı. As­lın­da mu­ci­ze­le­rin kay­na­ğı en­gin kim­ya ve fi­zik bil­gi­siy­di. Her za­man sağ­lık­lıy­dı ve bu­nun ne­de­ni gizemli bil­gi­le­rdi. Üs­te­lik bir in­sa­na na­sip o­la­bi­le­cek ya­şam sü­re­si­nin çok ü­ze­ri­ne çık­ma­sı yi­ne bu bil­gi­le­rin hik­me­ti­ydi.”Kont Sa­int Ger­ma­in gü­nü­nün ö­nem­li bil­gin­le­rin­den bi­riy­di. Ta­rih­çi­le­rin o­nu gö­zar­dı et­me­si bi­le halk a­ra­sın­da mi­to­lo­jik bir fi­gür ha­li­ne gel­me­si­ni en­gel­le­ye­me­di. O­nun dil­ler hak­kın­da­ki bil­gi­si hem mo­dern dil­le­ri hem de es­ki­le­ri kap­sı­yor­du. Al­man­ca, İn­gi­liz­ce, İ­tal­yan­ca, Por­te­kiz­ce, İs­pan­yol­ca, Fran­sız­ca, Yu­nan­ca, La­tin­ce, Sans­krit­çe, Arap­ça ve Çin­ce ko­nu­şa­bi­li­yor­du. Üs­te­lik bu dil­le­ri a­na­di­li gi­bi düz­gün bir ak­san­la konuşuyor­du, çok i­yi bir mü­zis­yen, i­yi­ bir kim­ya­cı ve bir da­hi ol­du­ğu­ söy­leniyordu. Fransa´nın tarihi simgesi Ma­dam de Pom­pa­do­ur i­se Sa­int Ger­ma­in’i şöy­le ö­vü­yor: “Mo­dern ve es­ki tüm dil­le­ri ha­ri­ka ko­nu­şu­yor­du. Ha­ri­ka bir bel­leği vardı, her a­lan­da ko­nuş­ma­sı­nı sağ­la­yan et­ki­le­yi­ci bir bil­gi bi­ri­ki­mine sahipti, o­nu i­yi bir ko­nuş­ma­cı ya­pan in­san­la­rı ta­nı­ma ye­te­ne­ğiydi. Ba­zen kral­lar ve prens­ler hak­kın­da hi­ka­ye­ler an­la­tır­dı. Öy­le bir üs­lup kul­la­nır­dı ki, her de­tay bir i­llüz­yon gi­bi gö­zü­nüz­de can­la­nır, ger­çek­miş­çe­si­ne et­ki­ler­di. Bü­tün dün­ya­yı do­laş­mış­tı ve Kral o­nun ma­ce­ra­la­rı­nı din­le­me­ye bayılıyordu. As­ya, Af­ri­ka hat­ta Rus­ya, Tür­ki­ye ve A­vus­tu­ral­ya hak­kın­da öy­kü­ler an­la­tır­dı. Üs­te­lik tüm bun­lar Kra­lı ve dinleyenleri de­rin­den et­ki­ler­di.” İşin bir de İngiltere yönüne bakalım; Sa­int Ger­ma­in Kontu, bazen Fran­cis Ba­con olarak, Kra­li­çe E­li­za­beth’in oğ­lu gibi, ba­zen­ de Kral Ja­mes’in sağ ko­lu o­la­rak ço­ğu za­ma­nı­nı Kra­li­yet­le bir­lik­te ge­çir­miş­ti. Sha­kes­pe­a­re’in o­yun­la­rın­da­ki gi­bi kı­lık­tan kı­lı­ğa gi­re­rek 18 Yüzyıl´ın Av­ru­pa soy­lu­la­rı­nı et­ki­le­me­yi ba­şar­dı. Belki de Bacon-Kont St. Germain-Shakeaspeare üçlemesi oydu. Böy­le­ce ken­di­ni yor­ma­dan i­çin­den ge­len bir ye­te­nek­le ön­ce Kra­lı et­ki­le­di son­ra­da tüm Av­ru­pa­lı a­sil­le­re ken­di­ni ka­bul et­tir­di. Bu­nun a­sıl ne­de­ni id­di­a e­dil­di­ği gi­bi Kra­li­ye­tin ka­nı­nı ta­şı­yor ol­ma­sı mıy­dı? Belki de, Co­o­per O­ak­ley’in bi­yog­ra­fi­sin­de Kont St. Ger­ma­in’i ta­nım­lar­ken “Kral­la­rın Sır­rı” tam­la­ma­sı­nı kul­lan­ma­sı­nın ne­de­ni buy­du. A­şa­ğı­da St. Ger­ma­in’in gö­rü­nü­şü ben­zer i­fa­de­ler­le a­çık­la­nı­yor: St. Ger­ma­in bir med­yum ka­dar hassas bir ru­ha ve ki­bar dav­ra­nış­la­ra sa­hip­ti. Gö­rü­nü­şü güzeldi, cil­di es­mer­, saç­la­rı si­yahtı. Yü­z hatları a­sil­di, zekasını ve de­ha­sı­nı gösteren bir i­fa­de­si vardı. Sa­de­ce bü­yük ve önemli in­san­la­ra özgü bir e­da­sı var­dı, giy­si­le­ri ba­sit a­ma şık­tı. Lük­sü çok sa­yı­da el­mas­lar­dan i­ba­ret­ti. Bun­lar i­yi giz­len­miş­ler­di fa­kat her par­ma­ğı­na yüzük ta­kar­dı. Sa­a­ti el­mas­larla çev­ri­liy­di. Bir ak­şam gü­zel a­yak­ka­bı to­ka­la­rı tak­mış­tı. De­ğer­li taş uzmanı von Con­ta­ut’un de­di­ği­ne gö­re to­ka­la­rın ü­ze­rin­de­ki taş­la­rın de­ğe­ri 200.000 frank ka­dar­dı. Oakley yazıyor; “Pi­ya­no­da her şar­kı­yı ça­la­bil­me­si bir yana, en zor kon­çer­to­la­rı bile değişik ens­trü­man­larla ça­la­bi­li­yor­du, ö­zel­lik­le yo­ru­mların­dan et­ki­le­nen­ler­ sayısızdı. İ­na­nıl­maz gü­zel­lik­te yağ­lı­bo­ya re­sim­ler ya­pıyordu. Re­sim­le­ri­ni çe­ki­ci kı­lan ken­di keş­fet­ti­ği bir bo­ya tü­rüy­dü ve bu bir sır­dı. Van­lo­o bu re­sim­ler­de­ki renk­ler­den çok et­ki­len­miş­ti ve bir çok ke­re bu sır­rı o­nun­la pay­laş­ma­sı i­çin ri­ca et­miş­ti. A­ma sır hiç­bir za­man a­çı­ğa çık­ma­dı. As­lın­da mu­ci­ze­le­rin kay­na­ğı en­gin kim­ya ve fi­zik bil­gi­siy­di. Her za­man sağ­lık­lıy­dı ve bu­nun ne­de­ni gizemli bil­gi­le­rdi. Üs­te­lik bir in­sa­na na­sip o­la­bi­le­cek ya­şam sü­re­si­nin çok ü­ze­ri­ne çık­ma­sı yi­ne bu bil­gi­le­rin hik­me­ti­ydi.”Çaykovski bir hırsız mıydı?

Kont Sa­int Ger­ma­in gü­nü­nün ö­nem­li bil­gin­le­rin­den bi­riy­di. Ta­rih­çi­le­rin o­nu gö­zar­dı et­me­si bi­le halk a­ra­sın­da mi­to­lo­jik bir fi­gür ha­li­ne gel­me­si­ni en­gel­le­ye­me­di. O­nun dil­ler hak­kın­da­ki bil­gi­si hem mo­dern dil­le­ri hem de es­ki­le­ri kap­sı­yor­du. Al­man­ca, İn­gi­liz­ce, İ­tal­yan­ca, Por­te­kiz­ce, İs­pan­yol­ca, Fran­sız­ca, Yu­nan­ca, La­tin­ce, Sans­krit­çe, Arap­ça ve Çin­ce ko­nu­şa­bi­li­yor­du. Üs­te­lik bu dil­le­ri a­na­di­li gi­bi düz­gün bir ak­san­la konuşuyor­du, çok i­yi bir mü­zis­yen, i­yi­ bir kim­ya­cı ve bir da­hi ol­du­ğu­ söy­leniyordu. Fransa´nın tarihi simgesi Ma­dam de Pom­pa­do­ur i­se Sa­int Ger­ma­in’i şöy­le ö­vü­yor: “Mo­dern ve es­ki tüm dil­le­ri ha­ri­ka ko­nu­şu­yor­du. Ha­ri­ka bir bel­leği vardı, her a­lan­da ko­nuş­ma­sı­nı sağ­la­yan et­ki­le­yi­ci bir bil­gi bi­ri­ki­mine sahipti, o­nu i­yi bir ko­nuş­ma­cı ya­pan in­san­la­rı ta­nı­ma ye­te­ne­ğiydi. Ba­zen kral­lar ve prens­ler hak­kın­da hi­ka­ye­ler an­la­tır­dı. Öy­le bir üs­lup kul­la­nır­dı ki, her de­tay bir i­llüz­yon gi­bi gö­zü­nüz­de can­la­nır, ger­çek­miş­çe­si­ne et­ki­ler­di. Bü­tün dün­ya­yı do­laş­mış­tı ve Kral o­nun ma­ce­ra­la­rı­nı din­le­me­ye bayılıyordu. As­ya, Af­ri­ka hat­ta Rus­ya, Tür­ki­ye ve A­vus­tu­ral­ya hak­kın­da öy­kü­ler an­la­tır­dı. Üs­te­lik tüm bun­lar Kra­lı ve dinleyenleri de­rin­den et­ki­ler­di.” İşin bir de İngiltere yönüne bakalım; Sa­int Ger­ma­in Kontu, bazen Fran­cis Ba­con olarak, Kra­li­çe E­li­za­beth’in oğ­lu gibi, ba­zen­ de Kral Ja­mes’in sağ ko­lu o­la­rak ço­ğu za­ma­nı­nı Kra­li­yet­le bir­lik­te ge­çir­miş­ti. Sha­kes­pe­a­re’in o­yun­la­rın­da­ki gi­bi kı­lık­tan kı­lı­ğa gi­re­rek 18 Yüzyıl´ın Av­ru­pa soy­lu­la­rı­nı et­ki­le­me­yi ba­şar­dı. Belki de Bacon-Kont St. Germain-Shakeaspeare üçlemesi oydu. Böy­le­ce ken­di­ni yor­ma­dan i­çin­den ge­len bir ye­te­nek­le ön­ce Kra­lı et­ki­le­di son­ra­da tüm Av­ru­pa­lı a­sil­le­re ken­di­ni ka­bul et­tir­di. Bu­nun a­sıl ne­de­ni id­di­a e­dil­di­ği gi­bi Kra­li­ye­tin ka­nı­nı ta­şı­yor ol­ma­sı mıy­dı? Belki de, Co­o­per O­ak­ley’in bi­yog­ra­fi­sin­de Kont St. Ger­ma­in’i ta­nım­lar­ken “Kral­la­rın Sır­rı” tam­la­ma­sı­nı kul­lan­ma­sı­nın ne­de­ni buy­du. A­şa­ğı­da St. Ger­ma­in’in gö­rü­nü­şü ben­zer i­fa­de­ler­le a­çık­la­nı­yor: St. Ger­ma­in bir med­yum ka­dar hassas bir ru­ha ve ki­bar dav­ra­nış­la­ra sa­hip­ti. Gö­rü­nü­şü güzeldi, cil­di es­mer­, saç­la­rı si­yahtı. Yü­z hatları a­sil­di, zekasını ve de­ha­sı­nı gösteren bir i­fa­de­si vardı. Sa­de­ce bü­yük ve önemli in­san­la­ra özgü bir e­da­sı var­dı, giy­si­le­ri ba­sit a­ma şık­tı. Lük­sü çok sa­yı­da el­mas­lar­dan i­ba­ret­ti. Bun­lar i­yi giz­len­miş­ler­di fa­kat her par­ma­ğı­na yüzük ta­kar­dı. Sa­a­ti el­mas­larla çev­ri­liy­di. Bir ak­şam gü­zel a­yak­ka­bı to­ka­la­rı tak­mış­tı. De­ğer­li taş uzmanı von Con­ta­ut’un de­di­ği­ne gö­re to­ka­la­rın ü­ze­rin­de­ki taş­la­rın de­ğe­ri 200.000 frank ka­dar­dı. Oakley yazıyor; “Pi­ya­no­da her şar­kı­yı ça­la­bil­me­si bir yana, en zor kon­çer­to­la­rı bile değişik ens­trü­man­larla ça­la­bi­li­yor­du, ö­zel­lik­le yo­ru­mların­dan et­ki­le­nen­ler­ sayısızdı. İ­na­nıl­maz gü­zel­lik­te yağ­lı­bo­ya re­sim­ler ya­pıyordu. Re­sim­le­ri­ni çe­ki­ci kı­lan ken­di keş­fet­ti­ği bir bo­ya tü­rüy­dü ve bu bir sır­dı. Van­lo­o bu re­sim­ler­de­ki renk­ler­den çok et­ki­len­miş­ti ve bir çok ke­re bu sır­rı o­nun­la pay­laş­ma­sı i­çin ri­ca et­miş­ti. A­ma sır hiç­bir za­man a­çı­ğa çık­ma­dı. As­lın­da mu­ci­ze­le­rin kay­na­ğı en­gin kim­ya ve fi­zik bil­gi­siy­di. Her za­man sağ­lık­lıy­dı ve bu­nun ne­de­ni gizemli bil­gi­le­rdi. Üs­te­lik bir in­sa­na na­sip o­la­bi­le­cek ya­şam sü­re­si­nin çok ü­ze­ri­ne çık­ma­sı yi­ne bu bil­gi­le­rin hik­me­ti­ydi.”Bu ni­te­lik­le­ri Kont’u Ma­dam de Gergy’nin göz­de­si ha­li­ne ge­tir­miş­ti. Da­ha ilk gün­den başlayıp u­zun yıl­la­ra ya­yı­lan il­gi Ve­ne­dik’te­ki ilk kar­şı­laş­may­la baş­la­dı. Ma­dam de Gergy, u­zun yıl­lar son­ra bi­le 25 ‘in­de gö­rün­me­si­ni sağ­la­yan bir ik­si­ri Sa­int Ger­ma­in’den al­mış­tı. Ma­dam de Gergy’nin i­na­nıl­maz genç­li­ği­ne tanıklık e­de­cek ya­şı­tı olan bir çok yaş­lı er­kek var­dı ve bu yaş­lı cen­til­men­ler bu sır­rı sor­gu­lu­yor­lar­dı a­ma asla bir so­nuç el­de e­de­me­di­ler. Bir mü­zik ken­ti olan Paris´de o gerçekten bir us­tay­dı. Ver­sa­il­les’te bulundu­ğu sı­ra­da ke­man­la bir­çok kon­serler ver­di ve bir ke­re­sin­de bir sen­fo­ni or­kes­tra­sı­nı yö­net­ti. Es­ki bir İn­gi­liz şar­kı­sı o­lan “Oh, Wo­ulds To­ugh Know What Sec­ret Charms”ın da i­çin­de ol­du­ğu bes­te­le­ri ya­yın­lan­dı. 1760’da ye­ni şar­kı­lar bes­te­le­di ve 1780’de ke­man i­çin bir so­lo gru­bu o­luş­tur­du. Eleştirmenler onu ça­lış­kan ve ka­bi­li­yet­li bir sa­nat­çı olarak tanılıyordu. Ay­rı­ca kon­ser­le­ri ve bes­te­le­riy­le dik­kat­le­ri ü­ze­ri­ne çe­ki­yordu ve iyi bir no­ta mü­zis­ye­niydi. Bir kon­ser ic­ra­cı­sı­nın, a­let çal­ma­sı­nı yal­nız­ca Fran­sız bes­te­ci­si Ra­me­a­u övmüyordu, en inanılmazı da öl­dü­ğü za­man Çay­kovs­ki’nin ka­ğıt­la­rı a­ra­sın­da o­nun bes­te­le­ri­nin bu­lunmasıydı. Rus­ya’daki bu ga­rip o­la­yın bir di­ğer yö­nü­ de, bir Rus bes­te­ci­si­nin o­nun bes­te­le­ri­ni sa­hip­len­me­siy­di. Bu olay şöy­le an­la­tıl­ıyor; “St. Ger­ma­in Kontu, St Pe­ters­burg’da Kont Ro­ta­ri ad­lı bir res­sam­la ya­şı­yor­du. Bu res­sa­mın mü­kem­mel por­tre­le­ri Pe­ter­hof Sa­ra­yı’nda ser­gi­len­mek­te­dir. St. Ger­ma­in, i­yi bir ke­man vir­tüö­züy­dü, tek ba­şı­na bir or­kes­tra gi­biy­di. Rus besteci N. Pyli­a­eff ­için bes­te­ler yap­mış­tı ve besteler Kon­tes Os­ter­mann’a it­haf e­dil­miş­ti. Ta­rih yak­la­şık 1760´i­di. N. Pyli­a­eff bu bes­te­le­ri ne­den­se sa­hip­le­ndi. E­ser­le­rin ba­zı­la­rı­nı sa­tın al­dı ve bir sü­re e­lin­de tut­tu. Da­ha son­ra on­la­rı ün­lü bes­te­kar Peter Çay­kovs­ki’ye he­di­ye e­der­miş­ce­si­ne ver­di. Böy­le­ce bes­te­kar öl­dü­ğün­de bes­te­ler ka­ğıt­la­rı­nın i­çin­de bulundu. Fa­kat N. Pyli­a­eff, St. Ger­ma­in’in bes­te­le­rin­de­ki giz­li dü­ze­nin kim­se ta­ra­fın­dan tak­lit e­di­le­me­ye­ce­ği­ni dü­şü­nü­yor­du.” Kısacası Çaykovski´nin, Kont St. Germain´ın bestelerini çaldığı resmen iddia ediliyordu. Daha öte gariplikler de var; Kont St. Ger­ma­in, ay­nı cüm­le­yi ay­nı an­da i­ki e­liy­le de ya­za­bi­li­yor­du. Son­ra bu i­ki nüs­ha­yı ı­şı­ğa tu­tun­ca fo­to­ko­pi ma­ki­ne­sin­de ço­ğal­tıl­mışa benziyordu. Bir o­ku­yuş­ta bir met­ni tek­rar­la­ya­bi­liyordu, bey­ni­nin i­ki ya­rı­sı, ba­ğım­sız o­la­rak iş­lev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­riyordu. Bu­nu ka­nıt­la­mak i­çin i­se sağ e­liy­le aşk mek­tu­bu sol e­liy­le mis­tik bir şi­ir ya­zar­dı. Ay­nı an­da da şar­kı söy­ler­di. Yine J. Co­o­per O­ak­ley´e dönelim; “Bü­tün bu tu­haf an­la­şıl­maz­lar i­çin­de 18. Yüzyıl´ın en ev­ren­sel ve dik­kat çe­ki­ci mis­tik i­smi Kont St. Ger­ma­in’dir. Arada bir ro­man­tik bir kah­ra­man, belki bir şar­la­tan veya do­lan­dı­rı­cı ya da bir ma­ce­ra­pe­restdi. Hep bu tür sı­fat­lar­la de­ğer­len­di­ril­di. O­nu de­ğer­len­di­ren­ler güç­lü ve zen­gindiler, ge­nel­de nef­ret e­di­len ve er­kek­le­rin çok a­zı­nın sev­di­ği, dö­ne­mi bo­yun­ca ken­di­ni sak­la­yan bi­riy­di. Da­ha ön­celeri de, şim­di­ olduğu gibi, majisyenler ve sim­ya­cı­lar şar­la­tan o­la­rak de­ğer­len­di­ril­miş­ler­dir ve çok az in­san bu gi­ze­min gü­cü­nü far­ke­de­bil­miş­tir. Kra­lın ar­ka­da­şı ve sağ ko­lu o­la­rak bir­çok in­sa­nı kıs­kanç­lı­ğa sü­rük­lü­yor­du. Bil­gi­le­riy­le “Ba­tı’ya” yar­dım et­mek is­te­di ve bir­çok u­lu­su fır­tı­na yük­lü bu­lut­lar­dan kur­tar­dı. Ey­vah! Ne yazık ki, u­ya­rı do­lu söz­le­ri­ni an­cak sa­ğır ku­lak­la­ra u­laş­tı­ra­bil­di ve tav­si­ye­le­ri gerçekten dik­ka­te a­lın­ma­dı.”

“Gizli Kardeşlik” yine karşımızda;

St. Ger­ma­in’i tak­dir e­den bir baş­ka ka­dın da ünlü gizemci ve Teosofi Örgütü´nün kurucusu Ma­da­me Bla­vatsky´i­di. Bla­vatsky o­nu şu söz­ler­le an­la­tı­yor: “Eğer bir şar­la­tan olsaydı, u­zun yıl­lar bo­yun­ca sayısız ze­ki ve ye­te­nek­li devlet adamının ve a­sil­le­rin tak­di­ri­ni ka­za­na­bi­lir miydi?” Manly Hall’ın Gül-Haç´ı, sim­ya­yı, ma­son­la­rı ve di­ğer mis­tik bi­lim­le­ri an­la­tan, ka­pa­ğın­da Prens Ra­koczy’nin res­mi o­lan ki­tabında şöy­le ya­zı­yor: “Bi­ri o­na ken­di­siy­le il­gi­li bir­şey sor­du­ğun­da ba­ba­sı­nın giz­li bir dü­şün­ce, an­ne­si­nin ise gi­zem ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. St. Ger­ma­in Kontu, Do­ğu kon­san­tras­yo­nu­nun pren­sip­le­ri­ni i­yi bi­len bir üstattı. Çok de­fa, yo­ga ya­par­ken gö­rül­dü. Hi­ma­la­ya’lar­da bir in­zi­va kö­şe­si var­dı, bu­ra­da ken­di­ni dün­ya­dan ta­ma­men so­yut­lu­yor­du. Bir id­di­a­ya gö­re tam 85 yıl Hin­dis­tan’da kal­dık­tan son­ra Av­ru­pa’da tek­rar or­ta­ya çık­tı­ğı söy­le­ni­yordu. Sık sık ken­din­den yü­ce bir gü­cün ku­ral­la­rı­na uy­du­ğu­nu tek­rar­lar­dı. Söy­le­me­di­ği şey i­se, bu üs­tün gü­cün bir “Gizem O­ku­lu” ol­du­ğu ve o­nu giz­li bir gö­rev i­çin Av­ru­pa’ya gön­der­di­ğiy­di. Kont Sa­int Ger­ma­in ve Fran­cis Ba­con, “Giz­li Kar­deş­lik” ta­ra­fın­dan son bin yıl­dır in­san i­çi­ne sa­lı­ve­ril­miş iki önelmi i­sim­di. (Manly Hall bu­ra­da bu i­ki ki­şi­nin as­lın­da ay­nı ki­şi ol­du­ğu­nu ve Fran­cis Ba­con’un es­ra­ren­giz ö­lü­mü­nü i­ma e­di­yor. E­de­bi­yat e­ser­le­ri­ne ko­nu o­lan, mis­tik hi­ka­ye­le­re ka­rı­şan bir in­san 1624’te öl­dük­ten son­ra na­sıl o­lur­ da me­za­rın­dan kay­bo­lur? Bir kaç fark­lı kimliğe girerek, dü­şün­ce­le­ri­ni fel­se­fi, dra­ma­tik, ve e­de­bi yön­den yay­mak is­ti­yor o­la­bi­lir miydi?)

Binlerce yılın bilgisini taşıyor;Kont Sa­int Ger­ma­in, Gnos­tikleri ve Gül-Haç´ın Fran­sız Devrimi´­ni bi­le et­ki­le­yen fi­kir­le­ri­ni 18 Yüzyıl bo­yun­ca yay­ma­ya ça­lış­tı. Lord Bul­wer Lytton’un “Za­za­ni” ad­lı ro­ma­nı­nın ko­nu­su­nun Co­unt St Ger­ma­in’in ha­ya­tı ve yap­tık­la­rı ol­du­ğu id­di­a e­di­li­yor. Ma­sonik törenlerde ilk a­dım­ın a­tıl­ma­sın­da­ki ö­nem­li fi­gü­rün i­se Kont St. Ger­ma­in ol­du­ğu ar­tık bi­li­ni­yor. But­ler’e gö­re, “Za­za­ni” ad­lı ki­tap Ma­dam Bla­vatsky’yi et­ki­le­miş ve son­radan baş­la­dı­ğı din­bi­lim­sel ha­re­ke­tin te­me­li­ni o­luş­tur­muş­tur. Ki­ta­bın ger­çek kah­ra­ma­nı, ya­zar Bul­wer’in de ya­kın­dan ta­nı­dı­ğı, genç­lik ik­si­ri­ni ve di­ğer sim­ya­sal gi­zem­le­ri, ot­la­rın gü­cü­nü, Fran­sız ih­ti­la­li­nin ar­ka­sın­da­ki Ro­suc­ri­ci­an gi­ze­mi­ni bi­len Kont St Ger­ma­in’den baş­ka­sı o­la­bi­lir mi? Manly Hall, St Ger­ma­in’in Fran­cis Ba­con’la o­lan ben­zer­li­ği­ni şöy­le ta­nım­lı­yor: “Ca­hil ve a­maç­sız u­ka­la­lı­ğın ar­ka­sın­da net ve a­çık bir şe­kil­de gö­rü­len şah­si­yet Kont St Ger­ma­in­´dir. Es­ki bil­ge­li­ğin e­fen­di­si, u­nu­tul­muş doğ­ru­la­rın bil­ge­si, me­rak e­di­len an­tik sa­nat­la­rın pro­fe­sö­rü o­lan bu ki­şi, bir yan­dan da mo­dern dün­ya­nın me­ta­fi­zik ya­nı­nı ve ge­le­nek­le­ri­ni, 50 yüz­yıl­lık bir ça­lış­ma­nın ü­rün­le­ri­ni Kont St Ger­ma­in a­dıy­la yay­mak­ta­dır. Bin­ler­ce kez so­ru­lan so­ru şudur; St Ger­ma­in Kontu, do­ğa ka­nun­la­rı­na a­it bu il­ginç bil­gi­le­ri ne­re­de sak­lı­yor? Yüz­yıl­lar­dır ken­di­ni na­sıl ye­ni­li­yor? Nasıl ölümsüz olabiliyor? Tüm in­san­lı­ğı kaçınılmaz so­na götüren sırrın çözümü ne­dir? St Ger­ma­in Kontu, Mı­sır ve Yu­nan´da ya­şa­mış bir çok fi­lo­zo­fun kar­de­şi o­la­rak on­la­rın tem­sil­ci­si ve söz­cü­sü­dür. Bi­ze bir­çok i­şa­ret yol­la­dı, ak­lıy­la da bir­çok ki­şi­yi şa­şırt­tı. Bir a­dam ki, 2000 yıl­dır sko­las­tik mü­te­va­zi­li­ği i­le va­ro­lu­yor.”Kont Sa­int Ger­ma­in, Gnos­tikleri ve Gül-Haç´ın Fran­sız Devrimi´­ni bi­le et­ki­le­yen fi­kir­le­ri­ni 18 Yüzyıl bo­yun­ca yay­ma­ya ça­lış­tı. Lord Bul­wer Lytton’un “Za­za­ni” ad­lı ro­ma­nı­nın ko­nu­su­nun Co­unt St Ger­ma­in’in ha­ya­tı ve yap­tık­la­rı ol­du­ğu id­di­a e­di­li­yor. Ma­sonik törenlerde ilk a­dım­ın a­tıl­ma­sın­da­ki ö­nem­li fi­gü­rün i­se Kont St. Ger­ma­in ol­du­ğu ar­tık bi­li­ni­yor. But­ler’e gö­re, “Za­za­ni” ad­lı ki­tap Ma­dam Bla­vatsky’yi et­ki­le­miş ve son­radan baş­la­dı­ğı din­bi­lim­sel ha­re­ke­tin te­me­li­ni o­luş­tur­muş­tur. Ki­ta­bın ger­çek kah­ra­ma­nı, ya­zar Bul­wer’in de ya­kın­dan ta­nı­dı­ğı, genç­lik ik­si­ri­ni ve di­ğer sim­ya­sal gi­zem­le­ri, ot­la­rın gü­cü­nü, Fran­sız ih­ti­la­li­nin ar­ka­sın­da­ki Ro­suc­ri­ci­an gi­ze­mi­ni bi­len Kont St Ger­ma­in’den baş­ka­sı o­la­bi­lir mi? Manly Hall, St Ger­ma­in’in Fran­cis Ba­con’la o­lan ben­zer­li­ği­ni şöy­le ta­nım­lı­yor: “Ca­hil ve a­maç­sız u­ka­la­lı­ğın ar­ka­sın­da net ve a­çık bir şe­kil­de gö­rü­len şah­si­yet Kont St Ger­ma­in­´dir. Es­ki bil­ge­li­ğin e­fen­di­si, u­nu­tul­muş doğ­ru­la­rın bil­ge­si, me­rak e­di­len an­tik sa­nat­la­rın pro­fe­sö­rü o­lan bu ki­şi, bir yan­dan da mo­dern dün­ya­nın me­ta­fi­zik ya­nı­nı ve ge­le­nek­le­ri­ni, 50 yüz­yıl­lık bir ça­lış­ma­nın ü­rün­le­ri­ni Kont St Ger­ma­in a­dıy­la yay­mak­ta­dır. Bin­ler­ce kez so­ru­lan so­ru şudur; St Ger­ma­in Kontu, do­ğa ka­nun­la­rı­na a­it bu il­ginç bil­gi­le­ri ne­re­de sak­lı­yor? Yüz­yıl­lar­dır ken­di­ni na­sıl ye­ni­li­yor? Nasıl ölümsüz olabiliyor? Tüm in­san­lı­ğı kaçınılmaz so­na götüren sırrın çözümü ne­dir? St Ger­ma­in Kontu, Mı­sır ve Yu­nan´da ya­şa­mış bir çok fi­lo­zo­fun kar­de­şi o­la­rak on­la­rın tem­sil­ci­si ve söz­cü­sü­dür. Bi­ze bir­çok i­şa­ret yol­la­dı, ak­lıy­la da bir­çok ki­şi­yi şa­şırt­tı. Bir a­dam ki, 2000 yıl­dır sko­las­tik mü­te­va­zi­li­ği i­le va­ro­lu­yor.”Mo­dern bi­li­min ba­ba­sı, de­ney­sel fel­se­fe­nin ku­ru­cu­su in­san ak­lı­nı A­ris­to’nun arınmış sko­las­tik fel­se­fe­sin­den kur­ta­ran ki­şi Fran­cis Ba­con’dur. İn­gil­te­re’de­ki ya­pay ö­lü­mün­den son­ra Ba­con Av­ru­pa’da Ma­sonların ve Ro­sic­ru­ci­an’la­rın ba­şı o­la­rak or­ta­ya çık­tı. 17. ve 18. Yüzyıl´da Av­ru­pa’da, 19 Yüzyıl´da i­se U­zak Do­ğu­da gö­rül­dü. İddilara ve bazı ciddi kanıtlara göre, Ba­con ve St Ger­ma­in Kontu ay­nı ki­şiy­di­ler ve u­zun bir ya­şa­mın i­ki bö­lü­mü­nü o­luş­tur­du­lar. Gö­rü­nü­şü­nü ve sta­tü­sü­nü hiç de­ğiş­tir­me­di, hep ay­nı kal­dı. Bi­li­nen üç­yüz yıl­lık yaşamı bo­yun­ca i­ki ki­şi­li­ğiyle de ba­şa­rı­lı bir tab­lo çiz­di. Bütün bunlar bir efsaneden başka birşey değil mi? Yüzyıllar içinde büyümüş ve gerçeklerin elbisesine bürünmüş bir masalı mı okuduk? Ama kaynaklar çok sağlam, bu yazıda okuduklarınız bunların çok azı. Kesin olan şey, Kont St. Germain´ın gerçekten yaşadığıdır ama yüzyıllardır yaşıyor olabilir mi ve hala sağ mı? Öyleyse şu anda nerede? Acaba Kont St. Germain, günümüzde bildik, tanıdık bir kişiliğe bürünmüş olabilir mi? Bu soruların cevapları şimdilik yok, gelecekte belki olabilir…

Kont Sa­int Ger­ma­in, Gnos­tikleri ve Gül-Haç´ın Fran­sız Devrimi´­ni bi­le et­ki­le­yen fi­kir­le­ri­ni 18 Yüzyıl bo­yun­ca yay­ma­ya ça­lış­tı. Lord Bul­wer Lytton’un “Za­za­ni” ad­lı ro­ma­nı­nın ko­nu­su­nun Co­unt St Ger­ma­in’in ha­ya­tı ve yap­tık­la­rı ol­du­ğu id­di­a e­di­li­yor. Ma­sonik törenlerde ilk a­dım­ın a­tıl­ma­sın­da­ki ö­nem­li fi­gü­rün i­se Kont St. Ger­ma­in ol­du­ğu ar­tık bi­li­ni­yor. But­ler’e gö­re, “Za­za­ni” ad­lı ki­tap Ma­dam Bla­vatsky’yi et­ki­le­miş ve son­radan baş­la­dı­ğı din­bi­lim­sel ha­re­ke­tin te­me­li­ni o­luş­tur­muş­tur. Ki­ta­bın ger­çek kah­ra­ma­nı, ya­zar Bul­wer’in de ya­kın­dan ta­nı­dı­ğı, genç­lik ik­si­ri­ni ve di­ğer sim­ya­sal gi­zem­le­ri, ot­la­rın gü­cü­nü, Fran­sız ih­ti­la­li­nin ar­ka­sın­da­ki Ro­suc­ri­ci­an gi­ze­mi­ni bi­len Kont St Ger­ma­in’den baş­ka­sı o­la­bi­lir mi? Manly Hall, St Ger­ma­in’in Fran­cis Ba­con’la o­lan ben­zer­li­ği­ni şöy­le ta­nım­lı­yor: “Ca­hil ve a­maç­sız u­ka­la­lı­ğın ar­ka­sın­da net ve a­çık bir şe­kil­de gö­rü­len şah­si­yet Kont St Ger­ma­in­´dir. Es­ki bil­ge­li­ğin e­fen­di­si, u­nu­tul­muş doğ­ru­la­rın bil­ge­si, me­rak e­di­len an­tik sa­nat­la­rın pro­fe­sö­rü o­lan bu ki­şi, bir yan­dan da mo­dern dün­ya­nın me­ta­fi­zik ya­nı­nı ve ge­le­nek­le­ri­ni, 50 yüz­yıl­lık bir ça­lış­ma­nın ü­rün­le­ri­ni Kont St Ger­ma­in a­dıy­la yay­mak­ta­dır. Bin­ler­ce kez so­ru­lan so­ru şudur; St Ger­ma­in Kontu, do­ğa ka­nun­la­rı­na a­it bu il­ginç bil­gi­le­ri ne­re­de sak­lı­yor? Yüz­yıl­lar­dır ken­di­ni na­sıl ye­ni­li­yor? Nasıl ölümsüz olabiliyor? Tüm in­san­lı­ğı kaçınılmaz so­na götüren sırrın çözümü ne­dir? St Ger­ma­in Kontu, Mı­sır ve Yu­nan´da ya­şa­mış bir çok fi­lo­zo­fun kar­de­şi o­la­rak on­la­rın tem­sil­ci­si ve söz­cü­sü­dür. Bi­ze bir­çok i­şa­ret yol­la­dı, ak­lıy­la da bir­çok ki­şi­yi şa­şırt­tı. Bir a­dam ki, 2000 yıl­dır sko­las­tik mü­te­va­zi­li­ği i­le va­ro­lu­yor.”Mo­dern bi­li­min ba­ba­sı, de­ney­sel fel­se­fe­nin ku­ru­cu­su in­san ak­lı­nı A­ris­to’nun arınmış sko­las­tik fel­se­fe­sin­den kur­ta­ran ki­şi Fran­cis Ba­con’dur. İn­gil­te­re’de­ki ya­pay ö­lü­mün­den son­ra Ba­con Av­ru­pa’da Ma­sonların ve Ro­sic­ru­ci­an’la­rın ba­şı o­la­rak or­ta­ya çık­tı. 17. ve 18. Yüzyıl´da Av­ru­pa’da, 19 Yüzyıl´da i­se U­zak Do­ğu­da gö­rül­dü. İddilara ve bazı ciddi kanıtlara göre, Ba­con ve St Ger­ma­in Kontu ay­nı ki­şiy­di­ler ve u­zun bir ya­şa­mın i­ki bö­lü­mü­nü o­luş­tur­du­lar. Gö­rü­nü­şü­nü ve sta­tü­sü­nü hiç de­ğiş­tir­me­di, hep ay­nı kal­dı. Bi­li­nen üç­yüz yıl­lık yaşamı bo­yun­ca i­ki ki­şi­li­ğiyle de ba­şa­rı­lı bir tab­lo çiz­di. Bütün bunlar bir efsaneden başka birşey değil mi? Yüzyıllar içinde büyümüş ve gerçeklerin elbisesine bürünmüş bir masalı mı okuduk? Ama kaynaklar çok sağlam, bu yazıda okuduklarınız bunların çok azı. Kesin olan şey, Kont St. Germain´ın gerçekten yaşadığıdır ama yüzyıllardır yaşıyor olabilir mi ve hala sağ mı? Öyleyse şu anda nerede? Acaba Kont St. Germain, günümüzde bildik, tanıdık bir kişiliğe bürünmüş olabilir mi? Bu soruların cevapları şimdilik yok, gelecekte belki olabilir…Kaynak: http://www.bilinmeyen.com/makale.php?id=798

Yazı Kategorisi: Gizemli Kişiler

Yorum Ekle

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.